Latin Amerika Yerlilerinin Gör Dediği (Soner TORLAK)

Latin Amerika ülkelerinin birinde zalimliğiyle nam salmış Rodrigez adlı bir diktatör varmış. Rodrigez'in ülkesinin cezaevlerinin birinde bir akşam vakti bir adamcağız tıkılmış içeri. Hücrede bulunan eski tutuklu yeni gelene sormuş, "Suçun ne?" Yeni tutuklu "'Kahrolsun Rodrigez' diye bağırdım... Onun için attılar içeriye..." demiş ve devamla sormuş, "Ya senin suçun ne?" Diğeri "Benim mi? Ben de 'Yaşasın Rodrigez' diye bağırmıştım zamanında..." Tam bu sırada kapı açılmış, içeriye biri daha atılmış. Hücredekiler yeni gelene "Hoş geldin... Senin suçun ne kardeş?" demişler. Yeni gelen boynunu bükmüş "Ben... Ben Rodrigez’im!.."

Latin Amerika’yı Nasıl Bilirsiniz? 

Latin Amerika, siyasal çalkantılarıyla meşhur coğrafya. Kalabalıkların meclisleri bastığı, bir gün heybetli ve muktedir görünen devlet başkanlarının bir gün sonra çatıdan helikopterle Miami'ye kaçtığı, ABD'nin sürekli müdahalelerine, askeri darbelere, katliamlara, kontrgerillalara, sürekli baskılara rağmen toplumsal hareketliliğin durulmadığı, nam-ı diğer asi kıta.

Öte yandan burada ikili bir tehlikeye de hemen dikkat çekmek gerekiyor. Latin Amerika’daki devrimci süreçleri, popülist cuadilloların (askeri şeflerin) peşinden körü körüne giden akılsız kalabalıklarla açıklamak, her ne kadar şu aralar pek revaçta olmasa da, halen Batı merkezli “düşünce kuruluşları”nın yayınladığı makalelerin temel önermesi durumundadır. Latin Amerika analizlerinde halkın büyük bir bölümünün sistematik biçimde siyasal ve ekonomik süreçlerden dışlanması, mülksüzleştirilmesi, yoksullaştırılması ve yoksunlaştırılması ancak bu ülkelerdeki sistemlerin halkı akılsız isyanlara kışkırtacak dikkatsizlikleri olarak kavramsallaştırılmaktadır.

İkinci tehlike ise, bu coğrafyayı bir tür “isyanlar diyarı” ve buradaki halkları da “her an isyan etmeye hazır, bağrında Latin ateşi yanan küçük kahramanlar” olarak görmek yönündeki eğilime kapılmamaktır. Latin Amerika’da gerçekleşen özgün direniş ve isyan pratiklerini bu halkların fıtratında bulunan bir tür Prometheus’un sönmeyen ateşiyle açıklamak, sadece Latin Amerika’daki bu pratiklerden dersler çıkarmamızı engellemekle kalmamakta, fıtratımızda bu ateşin olmaması nedeniyle bizlerin “burada” umutlu olmamıza dair en ufak bir açık kapı bile bırakmamaktadır.

Kimlik Ve Sınıf Mücadelelerini Melezlemek

Latin Amerika, özellikle 1994 yılında Zapatistaların neo-liberalizme karşı başlattığı afili isyanından bu yana geçen yaklaşık yirmi yılda bir tür toplumsal mücadeleler laboratuarı haline geldi. Bu mücadelelerin başını ise pek çok ülkede, Avrupalı sömürgecilerin kıtaya ayak bastığı 500 yıl öncesinden bu yana, önce köleleştirilen ve katledilen, ardından ise yok sayılan ve ezilen yerliler çekecekti. Latin Amerika'daki toplumsal mücadeleleri karakteristik kılan da, yerlilerin, tarihin tanık olduğu en acımasız sömürgecilik girişimlerine karşın, kültürel dağarcıklarını koruyup çocuklarına aktarma becerisini göstererek, kendi mücadelelerini sınıflar mücadelesiyle melezleyebilmiş olmalarıydı.

Sibel Özbudun'un Latin Amerika Yerli Hareketleri kitabı, işbu melezlenmenin kültürel, siyasal ve ideolojik kodlarını çözmeyi dert ediniyor. Özbudun, bunu yaparken, yerlilerin sömürgecilere direnişinden başlayıp, ulus-devletler içinde yaşadıkları yurttaşlık/kimlik sorunlarına, bu sorunlarla boğuşmak adına verdikleri mücadeleler içinde demlenip ortaya çıkan özgül toplumsal mücadele ve örgütlenme deneyimlerine ve nihayet bugünün Latin Amerika siyasetindeki işgal ettikleri yere uzanan bir tarihsel akışı takip ediyor. Ancak Latin Amerika Yerli Hareketleri bir tarih anlatısı değil, Latin Amerika yerlilerinin özgül toplumsal mücadele deneyimlerinin DNA dizisini çözmeyi meram edinen kapsamlı bir analiz.

Toprak Hakları, Özerklik, Çok-Dilli Eğitim 

Latin Amerika yerlilerinin kendi hak taleplerinin toplumun diğer ezilen kesimlerinin talepleriyle eklemleyebilmekteki maharetleri, dünya çağında özellikle Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından gücü, nüfuzu ve direnci azalan Sol'un, Latin Amerika'da halen nasıl canlılığını koruyabildiğinin de yanıtı. Özbudun da bu maharetin, Latin Amerika yerlilerinin 500 yıldan bu yana geliştirdikleri direniş ve mücadele birikimlerinin yarattığı özgün sentezle olan ilişkisini ele alıyor. Toprak hakları, özerklik ve çok-dilli eğitim gibi bugün Türkiye'nin yakıcı sorunlarına yanıt üretebilecek kültürel/siyasal taleplerin Latin Amerika örneğinde nasıl birer toplumsal talep olarak örgütlendiği de Özbudun'un kitabında ayrıntısıyla incelenen konular arasında.

Latin Amerika'da yerli kadınların yoksul, yerli ve kadın kimlikleriyle biriktirdikleri mücadele deneyimine de yer ayıran Latin Amerika Yerli Hareketleri, başta Zapatista kadınları olmak üzere yerli kadınların bir yandan kıtada yerleşik maço kültürüne karşı mücadele ederken, diğer yandan toplumsal mücadelenin diğer alanlarıyla iç içe geçebilen bir kadın mücadelesi hattının nasıl şekillendiğine de ışık tutuyor.

Yerlilerin mücadeleleriyle uluslararası hukuku ne yönde değiştirebildikleri, bu değişikliklerin yerli mücadelesine ne tür avantajlar ve dezavantajlar yarattığı da kitapta ayrıntılı bir bölüm olarak kendine yer buluyor. Özbudun "yerli" kavramının ve yerli haklarının uluslararası hukukta kendisine nasıl yer bulduğunu temel metinleri inceleyerek ele alırken, kitapta yerli haklarını en ayrıntılı ve ilerici biçimde düzenleyen Bolivya Anayasası'na ilişkin de bir değerlendirme bulunuyor.

Nihayet Latin Amerika Yerli Hareketleri, Latin Amerika yerlilerinin hayata geçirdikleri özgün mücadele deneyimlerini, bugün dünyanın dört bir yanında, bizim için ise özellikle Türkiye'de sürdürülen özgürleşme mücadelerine devşirebilmek adına kapsamlı bir zemin sunuyor. Bu zeminin bereketli topraklarını işlemek ise, eşit ve özgür bir dünya için mücadele edenlere kalıyor.

LATİN AMERİKA’DA YERLİ HAREKETLERİ, Sibel Özbudun, Dipnot, 2012. 

0 yorum:

Yorum Gönder