Raife POLAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Raife POLAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zincirleme Bir Gün (Raife Polat)

Çoğu zaman ilgisiz gibi görünen olaylar birbiriyle bağlantılı olabilir. Minik tesadüfler ya da anlık olaylar zincirleme reaksiyonlara, bir şeyin nedeni hiç aklımıza gelmeyen başka bir olayın sonucuna neden olabilir. Bu olaylar silsilesi ile ilgili bir dolu film yapılmış, bir dolu kitap yazılmıştır. Elimdeki kitap da bunlardan biri; “Zincir”. İnsanlar ve hayvanlar, hayvanlar ve hayvanlar, anneler ve çocuklar arasındaki ilişkiler zincirini anlatıyor bize.

Her evde yaşanan olaylar aslında kitapta yaşananlar. Sabahın köründe sıcacık yatağından kalkmak istemeyen çocuk, onu kalkmaya ve hızlı olmaya çağıran, bu süreçte de sürekli dırdırlanan anne, her sabah onların arasında geçen bu anlamsız didişmeden sıkılan ve bir an önce çocuğun sıcak yatağına yayılmayı bekleyen huysuz kedi evin kahramanları. (Bir de gizli kahraman var aslında; pire!) Merakına yenilip kedinin eline düşen kara kızılkuyruk kuşu, onun arkadaşı yavru karga Korki ve babası Gorgor, yaşlı ve zayıf köpek kemik torbası ile okulun müdürü Müdüraanım ise evin çevresindeki kahramanlar. Her biri olayları kendi cephesinden anlatıyor, samimiyetle içlerini döküyorlar bize. Başladıkları herhangi bir günün birbirine zincirin halkaları gibi bağlanmış kahramanları olduklarının farkında bile değiller. Şimdi diyeceksiniz ki, “Hadi kuşları anladık diyelim; ama bir pirenin olayların akışında nasıl bir etkisi olabilir ki? Olmaz olmaz demeyin oluyor işte! Ama tüm bu olaylar silsilesinde en ilginç karakterin evin kedisi Zombi olduğunu söylemeliyim. Tipik bir bencil, huysuz kedi Zombi. Kediler genelde sevimlidir, ama bu az biraz sevimsiz. Dünya kendi etrafında dönüyor sanıyor ve her konuda haklı. Evcil tüm hayvanlar gibi biraz insanlaşmış çünkü. Kendine daha iyi bakabilmeleri için bir kılavuz yazacak kadar şişmiş egosu. Kılavuzun alt başlığı durumunu gayet iyi özetliyor; “Hayat dediğin uzun bir zincir diktim ocağınıza incir.” Çocuk bu ‘ağır abi’nin evin içindeki özgür, rahat, kimseyi umursamaz hallerini görünce “Bu dünyaya Zombi olarak gelmek varmış,” demekte haklı, ama öte yandan kimse bu kadar sevimsiz olmak istemez sanırım.

Yazar Şiirsel Taş kendi yaşamının izinde basit bir günü inceden inceye örerken Gökçe Akgül’ün çizimleri de bu örgüyü farklı kılan motifleri oluşturuyor. Her kahramanın iç sesine kulak verdiğimiz için çizimlerle neredeyse çizgi roman tadında bir okuma çıkıyor karşımıza. Ama herkes kendi dünyasına dalmış görünse de zincirin halkalarını tamamlayan her bir karakter, tam da olması gerektiği gibi, tipik özelliklerini son derece çarpıcı bir şekilde dışa yansıtıyor. Okurken kendi yaşamınızın bir yansımasını okur gibi oluyorsunuz. Çocuklar hep böyle ağır ve kaytarmaya çalışan, anneler hep böyle aceleci ve dırdırcı, kediler hep böyle tembel ve rahatına düşkün olmak zorunda mı diye düşünüyorsunuz. Galiba evet. Peki okul müdürleri? Kargalar? Merak etmeyin onlar da tam da olması gerektiği gibi davranıyorlar. Yoksa zincirin halkaları tamamlanamazdı ki! Yazar kendisi ile de yaşamını tamamlayan diğer varlıklar ile de hınzır hınzır dalga geçiyor sanki.

“Zincir”, basit bir günün ilginç ve eğlenceli bir kurgu ile okuyucuya sunulması gibi gözükse de, yazar ince ince insanların neye inanacaklarını şaşırdıkları beslenme alışkanlıkları, bir türlü hazırlanamadığımız deprem, oyuncak haline gelen eğitim sistemi gibi yaşamımızın çetrefilli alanlarına da girip çıkıyor. Ağaçlara dayanamayan kentlilerin kentlerini sokaktaki hayvanlar ve elbetteki ağaçlarla paylaşması gerektiğini söylemiyor, ama anlattığı bu basit hikâyeyle bal gibi de hepimize “bu böyle” diye alttan alttan fısıldıyor.

Zincir Şiirsel Taş
Resimleyen: Gökçe Akgül
Hayykitap, 2012

Hayal ettiğin gibi... (Raife POLAT)

Kitap deyince akla ilk olarak sözcükler gelir doğal olarak; daha geniş tanımlamayla yazı. Söz konusu edebiyatsa yazı olmazsa olmazdır. Ancak çocuk edebiyatı dediğimizde iş biraz değişir, yazı ilüstrasyonla desteklenir çocuk edebiyatında. Yaşı biraz daha küçülttüğümüzde tamamen değişir, söz yerini görsel imgelere bırakır. Edebiyat hedef kitlesinin yaşı büyüdükçe sözle doyurmaya başlar okuyucusunu, görselliği kapakla sınırlar. Oysa her kitapta değil ama, bazen yazıların arasında ilüstrasyonlar arar benim gözlerim. Bilim kurgu, gerçeküstü ya da fantastik türlerde mesela. Çocuk edebiyatına fazlaca gömülmüş biri olduğumdan belki. Ama yazılı çizili bir kural olmasa da genel kabul görmüş bir durumdur bu; en fazla fotoğrafa rastlarsınız yetişkin edebiyatında. Tercihiniz daha fazla görsel ise çizgi roman okursunuz.

Shaun Tan’ın kitapları belki de bu nedenle çarptı beni. Kitapları her ne kadar ‘çocuk kitapları’ basan yayınevlerinden çıksa da ve ‘çocuklar için’ diye tanımlansa da kendisinin de belirttiği gibi herkes için kitaplar bunlar. Formatı okul öncesi çocuk kitapları formatında. Büyük boy, bol resimli, az yazılı, albenili. Sırf bu görüntüden dolayı hiçbir yetişkinin tenezzül etmeyeceği, dolayısıyla doyurucu estetiği ve biraz karamsar da olsa müthiş hayalgücüyle -sanki onların çok ihtiyacı varmış gibi- sadece çocuklara hitap edecek kitaplar ne yazık ki. Ama işte söylüyorum; şimdilik Türkçeye sadece “Kayıp Şey” ve “Kızıl Ağaç”ın çevrildiği Shaun Tan’ın kitapları ‘başka bir boyutta’ ve kesinlikle her yaşa göre.

Ben önce oğlumla okudum kitapları. Hakkını vermek gerek bilim kurgu ve korku hikâyelerine meraklı Shaun Tan’ın dünyası çocuk kitaplarında rastladığımız dünyalardan epey farklı. “Kayıp Şey” de, “Kızıl Ağaç” da basbayağı hüzünlü, bunalımlı, kasvetli, ama yine de umutlu dünyalar. Dolayısıyla oğlumun tepkisini epey merak ettim. Her ikisi için de “sıkıntılı” oldu yorumu. “Kızıl Ağaç” iyiden iyiye muğlak bir çocuk için, “Kayıp Şey”de ise oyuncaklı bir durum var; ne idüğü belirsiz kayıp bir şey! Üstelik mekanik bir dünyanın içinde. Tahmin edebileceğiniz gibi oğlum ona sıkıntılı bir şiir gibi gelen “Kızıl Ağaç”ı bir kenara koyarken gri bir dünyadaki esrarengiz kayıp makine/şey ile epey ilgilendi. Onu da hüzünlü buldu, ama “dünyada böyle kayıp şeyler var mı gerçekten” sorusu takıldı kafasına ve severek girdi bu dünyanın içine.

Oğlumdan bağımsız ikinci okumada hikâyeleri bilerek başladım elbette sayfaları çevirmeye ve daha kapakları gördüğüm anda beni etkisine alan çizimlerin gücüne teslim oldum. Shaun Tan’ın kendini ifade etmek için sözcüklere hiç ihtiyacı olmadığını farkettim. O nedenle bir yazar olarak değil, sanatçı olarak söz etmek daha doğru kendisinden. Müthiş bir hayalgücü var ve bunu çizerek bizimle paylaştığı için çok şanslıyız. Heyecan verici ve kesinlikle takibe alınması gereken çok yönlü bir sanatçı. Tiyatro ve sinema ile de iç içe ve kitaplarını sahneye veya perdeye de taşıyor. Hatta 2011 yılında kendi yaptığı “Kayıp Şey”in animasyon filmi, “En İyi Kısa Animasyon Oscar”ını almış. Kitapların sayfalarını hızlı çevirmeniz mümkün değil, çünkü inanılmaz detaylar var yarattığı dünyalarda. Özellikle de “Kayıp Şey”de. Çocukların gözünden kaçabilecek ince espriler, politik mesajlar -evet yanlış okumadınız politik mesajlar (bkz. domuzlar)- “Bilgi ötekileri inceler. Bilgelik kendini tanımaktır” gibi tumturaklı sözler... Ve tüm bu detaylar metnin değil çizimlerin içinde gizli.

Bir çocuğa bilim kurguyu anlatmak zor. Ama öte yandan zengin hayalgüçleri nedeniyle bir çeşit bilim kurgu dünyasında yaşadıkları için böylesi bir ortamı bizden daha kolay kabul ediyorlar. Shaun Tan’ın yarattığı kasvetli dünyalar biraz ürkütücü gelse de içindeki cinfikirler çocukları bu bilim kurgu hikâyesinin içine hemen alıveriyor. Büyüklere gelince... Onların kesinlikle çocuklardan daha çok ihtiyacı var böylesi estetik söylemlere. Hayalgüçlerini yeniden harekete geçirebilmek için... “Sağır bir makine”ye çevirdiğimiz dünyamızda, umudu yeşertebilmek adına elimizi taşın altına koymamız gerektiğini anlayabilmek için... Gündelik yaşamımızın rutin koşturmacasından çıkabilmek, nefes alabilmek, kim olduğumuzu farkedebilmek, hayallerimizin peşinden yeniden koşabilmek için...

KAYIP ŞEY, Shaun Tan, Çev. Sinan Okan, İthaki Yayınları, 2012.
KIZIL AĞAÇ, Shaun Tan, Çev. Seda Ersavcı, İthaki Yayınları, 2012.