Alejandro Zambra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alejandro Zambra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bonzai, Zambra, Trileçe (Melike UZUN)

Kısa cümleli kitapları severim. Kısa cümleli yoğun kitapları daha çok severim. Pek yakında okuduğum iki novella bu türden: Zambra’nın Ağaçların Özel Hayatı ve Bonzai’si.

Bonzai’nin kahramanı Julio. Ağaçların Özel Hayatı’ndaki  Julian’ın adı ise bir yanlışlık eseri. Nüfus memuru Julio ismini yanlış anlayarak nüfus cüzdanına Julian yazıyor. Zambra sanki Bonzai’deki Julio’yu anlatacaktır ama nüfus memuru buna izin vermemiştir.  Demem o ki yazardan iki ayrı kitapta iki farklı öykü dinlesek de  kahramanın ismindeki bu yanlış anlaşılma ve Julian’ın  (Julio) yazarlığı ile bonzai arasında kurduğu buruk ilişki  aynı kahramandan söz edildiği hissini yaratıyor.  Paylaşmadan geçemeyeceğim bir his daha var. Notos, dergide yazılarla birlikte yazar fotoğraflarına yer verme ilkesini Bonzai’ye de taşımış. Novellayı okurken karşıma pat diye çıkan Zambra fotoğrafı bende kaçınılmaz olarak Julian, Julio ve Zambra’nın aynı ruhu taşıdığı izlenimini bıraktı. Yıkık bir duvar önünde, eski bir banka oturmuş Zambra’nın yıpranmış ayakkabıları, gömleğin kollarından taşan içliğe  rağmen taktığı afilli fular tam da bir türlü yeşeremeyen, canlanamayan bonzainin öyküsünü yazamayan yazarla aynı hayalkırıklığı içinde olduğunu düşündürdü bana. Bu düşünce pek çok düşünce gibi içinde çelişkisini bulunduruyor elbette. Zambra hayalkırıklığı, yazamama sıkıntısı gibi görünür olmayan durumları bir bitkiye, bonzaiye, bağlayarak anlatışıyla “içsel” olanı abartıya kaçmadan “dışsal” kılma başarısını yakalamış. Bundan dolayı  artık Zambra’nın Julian (Julio) olmasına imkân yok. İmkan dahilinde olan ise gerçek bir ruha sahip olan insanın ünlü bir yazar olduktan sonra da içinde hayalkırıklığını taşımaya devam etmesi. Fotoğrafta gördüğüm bu imkân beni kitapları daha bir istekle okumaya yöneltti. Notos’un 53. Sayısında Çiğdem Öztürk’ün Zambra’yla yaptığı röportaja göre yazarın artık bonzaisi yokmuş. Zambra’nın yazar Julian’(Julio)ın kaderini yendiğine dair bir işaret de bu olsa gerek.

“Büyüleme” ve “Yalınlık”

Ağaçların Özel Hayatı bir geceyi anlatmasına rağmen zamansal olarak otuz yıl sonrasını da hayal etme şansını okuyucuya tanıyor. Ana kahraman tek, anlatılan hep o: Julian.  Novella Julian’ın üvey kızı Daniela’yla geçirdiği bir gece üzerine kurulu. Anne eve gecikmiş, gelip gelmeyeceği belli değil, annenin akıbetiyle ilgili çeşitli basit olasılıklar var ama büyük ve geri dönüşsüz bir olasılık da söz konusu. Ama Julian için öncelikli olan Daniela. Ona tedirginliği hissettirmemek için ağaç hikayeleri anlatıyor. Pırnal meşesine tırmanan çocuğun, kavak ve baobapın macerası… Bir yandan da Julian’ın hayatının önemli ayrıntılarını öğreniyoruz. Aşkları, ailesi.

Bonzai, Julio’nun, Emilia’nın ve bonzainin hikayesi. Julio’nun buruk yazarlık hayalini işaret eden bonzaiye bu kez Emilia da dahil olur. Julio bir taksinin içinde, gidebileceği otuz bin pesoluk yolda kalakalır. Çünkü “Şimdi Emilia geride kaldı, tek başına, metronun işleyişini bozarak.”
Bonzai ve Ağaçların Özel Hayatı’nda okuyanı büyüleyen,  yazarın uzak durduğu “büyüleme” çabası. Zambra ustalık, zekâ ve hüner sergilemek için kalemini hiç zorlamıyor. Çok basit bir duygu durumunu ve birkaç kişi arasındaki ilişkiyi karakterlerin yaşamı ne kadar sadeyse o kadar sade haliyle anlatıyor. Bu sadeliğin yalnızca görünüşten, bir üslup meselesinden ibaret olduğunu anladığımız an bu iki novellanın büyüsü ortaya çıkıyor. Onca yalınlığa rağmen, Julio’nun Julia’nın, Emilia’nın, Daniela’nın yaşadıkları onlar için sarsıcıdır, yazar bu sarsıcılığı okuyucuya ince bir sızı olarak aktarıyor.

Sözünü ettiğim sadelik sıradan bir sözcük tasarrufu olmaktan çok başka. Bu iki kitaba cinsiyetini ele vermeyen bir anlatım tarzı, cinsiyetsiz bir bakış açısı hakim. Kadınlara, erkeklere, çocuklara eşit yaklaşan bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. Bu özellikler karakterlerle daha çok yakınlaşmamızı sağlayan bir yalınlığa dönüşmüş. Bonzai’de, Emilia’nın hüzünlü sonunda Andres’yle arasında geçenlerin ne kadar etkili olduğunu hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. Bir bilinmeyen başka bir bilinmeyeni doğurur. Ağaçların Özel Hayatı’nda Veronica’nın dönüp dönmeyeceğini, Daniela’nın büyüdüğünde nerede, kiminle olacacağını tam olarak kestiremeyiz. Her iki olasılık da diğeri kadar yakındır.  Her ikisi de mümkündür.  Zambra bunu ucuz bir yazarlık oyunu olarak değil, karakterlerin kişiliğine has bir durum olarak doğallıkla anlatır, bu yüzden de “yalın”dır.

“İz Sürücü” Okuma

İki kitapta da birçok yazarın izi sürülebilir: Ağaçların Özel Hayatı’nda özellikle kadın yazarlardan, çok özel kadın yazarlardan söz ediliyor: Jeannette Winterson, Emily Dickinson, Wislova Szymborska…

Bonzai’de konu edebi bir ilişkidir : “Julio ve Emilia’nın tuhaflıkları sadece cinsel değildi (bundan da bol bol vardı), duygusal da değildi (bundan da bol bol vardı), aynı zamanda tabiri caizse edebiydi.” Bu edebiliği kuran öteki yazarlardır elbette: Marcel Schwob, Yukia Mişima, Armanda Uribe…
Tezer Özlü’de Pavese’nin Mehmet Günsür’de Kleist’in izini süren okuyucu kuşağı olarak  Zambra’nın tam da bu yüzden bize göre olduğu söylenebilir.

Tüm bu nedenlerle durup durup Bonzai’yi, Ağaçların Özel Hayatı’nı bir de Zambra’nın güzel trileçe yapabildiğini düşünüyorum.   Julio’ (Julian) un kitabın ötesinde, Gazmuri gibi bed ve yeteneksiz bir yazarın yarattığı güvensizlik ve diğer hayal kırıklıklarıyla baş edebildiğini, iyi öyküler yazan bir kadın ya da erkekle uyuduğunu, kitap fuarında satış elemanı olmak yerine yazdığı kitabı imzalamak üzere bulunduğunu, arkadaşlarının komik hikâyelerine güldüğünü hayal ediyorum.  Büyük ihtimalle artık bonzai yetiştirmeyen ve tanınmış bir yazar olan Zambra gibi.  Sonuçta “Gerisi edebiyat” ve “Yazmak bir bonzaiye bakmak gibi.” 

BONZAİ, Alejandro Zambra, Çev. Çiğdem Öztürk, Notos, 2012.
AĞAÇLARIN ÖZEL HAYATI, Alejandro Zambra, Çev. Çiğdem Öztürk, Notos, 2015.

Çocuk Gözüyle Diktatörlük (Şenay Eroğlu AKSOY)

Alejandro Zambra’nın Türkçe’deki ikinci kitabı “Eve Dönmenin Yolları” Latin Amerika Edebiyatı’nın yenilikçi örneklerinden. 1975 Şili doğumlu yazar derinlikli gözlem gücüne dayalı aforizmalar ve duru bir anlatımla kuruyor romanını. Zambra’nın kalemindeki şaşırtıcı yanlardan biri, çoğu yetişkinin kaybetmiş olduğu çocuk bakışını, yenilikçi bir tutumla romanına sindirmiş olması. İnsanoğlunun, izlerini geriye kalan yaşamı boyunca yakıcı bir şekilde taşıdığı çocukluk dönemi, edebiyatçılar için de zengin bir alan oluşturuyor. Zambra’yı diğer yazarlardan ayıransa kitabın kimi bölümlerini bir çocuğun gözünden anlatırken, yetişkin anlatıcıların yer aldığı diğer bölümleri de aynı arınmışlıkla aktarmayı, nahif soyutlamalar yapmayı sürdürebilmiş olması. Dört bölümden oluşan kitap sıradanın içinde gizli çapraşıklıkları sıçramalı bir kurguyla anlatıyor. Edebiyatın kendisine kattıkları ve unutamadığı kitaplardan alıntılarla harmanlayarak, adeta bir metni hem varoluşsal, hem yenilikçi bir toplumsal bakışla daha da geniş alana yayıyor Zambra. Yaşadığı ülkenin tarihine, kadın-erkek ilişkilerine, yazma edimine kısacık romanı içinde okuru şaşırtan duru bir üslupla yer veriyor. Kitabın bölüm adları bile bu bakışın izlerini taşıyor: Yardımcı Roller; Ana-baba Edebiyatı; Çocukların Edebiyatı; Biz İyiyiz.

“Bir keresinde kayboldum. Altı ya da yedi yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti, birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum ve eve onlardan önce vardım- ümitsizlik içinde beni arıyorlardı. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu…” paragrafıyla açılan birinci bölüm dokuz yaşında bir çocuğun mahallelerinde yalnız yaşayan komşularını, bir arkadaşının telkiniyle, gözetleme görevine soyunmasıyla açılıyor. Birinci bölümde okura gizemli bir havayla tanıştırılan yalnız komşunun, aslında Şili’nin karanlık Pinochet diktatörlüğü dönemiyle bağlaşık hikâyesi, ilerleyen sayfalarda tamamlanıyor. İlk bölümdeki anlatımın kitabın tamamında ustalıkla sürdürülmesi “Eve Dönmenin Yolları”nı bir çocuk kitabı nahifliğinden kurtarırken Zambra’nın romanını bu incelikli bakış üzerine kurduğunu düşündürüyor. Diğer bölümlerdeki anlatıcıların kimi toplumsal dayatmalardan soyunmuş, görece daha özgür bir yaşam sürüyor olması da kitaba yenilikçi bir tat katarken, Pinochet dönemi sınıfsal değerlendirmelerden uzak, apolitik karakterler ve çocukların gözünden aktarılıyor. Böylece farklı tanıklıkları da deneyimliyor okur. Kimi karanlık dönemlerin “taraf” olmayanların üstünde nasıl yankılandığını, onların payına da bu soğuk, ait olamayan tanıklıkların düştüğü hissettiriliyor. Şili Halkı’nın belleğinde derin izler bırakan acılar bugüne dek deneyimleri dikkat çekici bulunmamış, hatta sessizlikleriyle acıyı yaratanlara ortaklık ettiği düşünülenlerin gözünden, yeniden hatırlatılıyor. Zambra’nın şaşırtıcı ve yenilikçi yanlarından biri de acıdan payını alanlarla, yaşananlara uzaktan tanıklık edenleri iyi düşünülmüş bir bakışla birleştiriyor olması. Bir de çocukların tanıklıkları var ki ince bir sızı yaratıyor okurun kalbinde. “…Yedi sekiz yaşlarındayken öbür kızlarla bahçede saklambaç oynuyormuş. Geç olmuş, eve girme vakti gelmiş, büyükler onları çağırmış, kızlar şimdi geliyoruz demişler… Birden bir süredir kimsenin seslenmediğini ve gecenin iyice bastırdığını fark etmişler. Kızlara ders vermek için büyüklerin uzaktan izlediklerini düşünmüşler, şimdi de büyükler saklambaç oynuyormuş. Ama hayır. Eme eve girdiğinde babasının arkadaşlarının ağladığını görmüş, annesiyse koltuğa yapışmış şekilde belirsiz bir yere bakıyormuş. Radyodan haberleri dinliyorlarmış. Bir baskından bahsediliyormuş. Ölülerden, daha da fazla ölülerden bahsediliyormuş. Hep böyle oluyordu demişti Eme… Biz çocuklar o kadar da önemli olmadığımızı anlıyorduk… Büyükler öldürürken ya da ölürken biz bir köşede resim yapıyorduk. Ülke paramparça olurken biz konuşmayı, yürümeyi, peçeteleri katlayarak kayık yapmayı öğreniyorduk. Roman örülürken biz yok olmak için saklambaç oynuyorduk.”

Okur bir yandan Şili’nin tarihinde izler bırakan kimi olaylara tanıklık ederken bir yandan postmodern bir kurguyla romanın yazılışına ortak ediliyor. Yazar anlatıcının kendi yaşamıyla paralel, yazma sürecine odaklandığı ikinci bölüm daha çok anlatıcının karısı Eme’yle tamamlanamamış, yarım aşk ilişkisine odaklanıyor. Aileden, okula kimi kurumları da incelikle eleştiren Zambra bunu da kendince yapıyor elbet. Okura kabul gören bakışı hatırlatıp onun altını kendince çizdikten sonra, gösterdiğini yıkıveriyor Zambra. Naif bir yaklaşımı çarpıcı sonlara bağlamakta usta bir yazar var karşımızda. Kendine has bir anlatım tarzıyla yepyeni tatlar yaratmayı başaran bir genç yazar.

“Eve Dönmenin Yolları” bizi kuşatanlara içerden ve dışardan bakmayı başararak köklü Latin edebiyat geleneğine yeni bir soluk getiriyor. 2010 yılında Granta’nın İspanyolca yazan en iyi yirmi iki romancı arasında gösterdiği, kahramanına

“…Yazmış olmaktansa yazıyor olmayı tercih ediyorum. Orada kalmayı, o zaman içinde yaşamayı, o yıllarda var olmayı, muğlak görüntüleri uzun uzun takip etmeyi ve özenle gözden geçirmeyi tercih ediyorum. Onlara kötü gözle bakmak, ama bakmak. Orada kalmak, izleyerek…” dedirten Zambra incelikle izi sürülecek yazarlar arasında, bu adı unutmamalı, unutturmamalı…

EVE DÖNMENİN YOLLARI, Alejandro Zambra, Çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, 2013.