Ata Soyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ata Soyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hekimliğin Politik-Ekonomisi (Kansu YILDIRIM)

Hekimlik, tarihsel ve toplumsal olarak, gerek ilgilendiği alan gerekse inceleme nesnesi açısından özgül bir mesleki süreçtir. Geçmişteki pratik deneyimleri, günümüzdeki teknolojik yeniliklerle sentezleyerek ilerlemesinden ötürü, diğer iş kollarından farklıdır. Hekimler, tıbbi literatürü takip etmek zorunda olduğu kadar, tıp alanındaki son gelişmeleri, vakaları, tedavi ve/veya cerrahi işlemlerle ilgili çıkan araştırmaları izlemekle yükümlüdür. En önemlisi, inceleme nesnelerinin insan bedeni/insan sağlığı olması bakımından, tıp hukukuna da vakıf olmaları beklenmektedir. Kısacası hekimler, bilimsel yayınlar, hukuki prosedürler, teknolojik teçhizatlar, yazılım programları, vs. gibi pek çok alanda tam donanımlı birer meslek mensubu olarak iş sürecinde yerlerini alırlar.

Hekimlik mesleğinin özgüllüğü yetişme anından itibaren başlar. Teorisyenliğin (hastalıkları saptama, vakaları yorumlama, yeni tedavi yöntemleri geliştirme, vd.) ve pratisyenliğin (tedavi sürecine başlama, izleme, hastalıkla mücadele, vd.) bir arada bulunduğu tıp alanında, tıp öğrencileri genç yaşlardan itibaren meslekin inceliklerine haiz olurlar. Teknik ifadeyle söylersek, mesleki bilgi tekeli oluşturulmaya başlar. Tıp öğrencileri ilerleyen aşamalarda seçtiği branşlara göre mesleğin teorisyenliğini ve pratisyenliğini kavrar; vakaya ve hastaya dair bir perspektif kazanır. Mesleki bilgi tekeli, hekimlere eşzamanlı olarak otonom bir alan da kazandırır; bir hekim hastasının şikâyetine dair inisiyatif alacağı aşamaya geçer. Literatüre, örnek vakalara, deneyimlerine, hastalığın seyrine göre kendi kararıyla bir tedavi prosedürü belirler.

Hekimlerin mesleki bilgi tekelinden kaynaklı mesleki özerklik kazandığı süreç, hekimliği profesyonel meslekler kategorisine dâhil eder. Teorisyenliği ve pratisyenliği destekleyen mesleki hüner ve beceri (örn. bir beyin veya göz cerrahının ameliyat kabiliyeti), hekimliği sembolik sermaye ağırlıklı bir mahiyete büründürür. Ne var ki, üretim ilişkilerinin seyri ve ücretli emek sömürüsünün toplumda yaygınlaşması ve derinleşmesi, hekimlik mesleğinin bilgi tekelini parçaladığı gibi, özerklik alanını da dağıtır. Üretici güçlerin gelişmişlik seviyesi ile birlikte meslekte manifaktürün/zanaatkârlığın ve usta-çırak ilişkisinin gerilemesi de söz konusudur. Ata Soyer’in “Sağlığın Siyasal Ekonomisi: Hekim / Sağlıkçı Emek Tartışmaları” kitabında belirttiği gibi yapısal bir süreç bunu dayatmaktadır. “Hastalıkların yapısı” ve “beden algısı” değişmekte; “iletişim alanında devrim niteliğinde” gelişmeler yaşanmakta; ekonomik ve politik nedenlerden ötürü “hastaların hekimlere duyduğu güven duygusu” azalmaktadır. Ayrıca nüfusun artışına paralel olarak “hekim sayısının artması”, “hekimlerin etkinlik alanının azalması”, “hekimlerin meslek örgütlerinin zayıflaması” gibi bir dizi olay ve olgu, mesleğin geleceğini biçimlendirmektedir.

Ata Soyer’in vurguladığı kritik noktalardan bir diğeri, küreselleşme ve devletin yeniden düzenlenmesidir. Uluslararası sermayenin sağlık alanındaki etkinliğini arttırması, kapitalist devletin sunması gereken temel kamu hizmetlerinin niteliğini ve modelini, sermaye lehine değiştirir. “Piyasanın sağlık dâhil, ekonomik ve toplumsal alanda daha çok söz sahibi olması, sermayenin bu alanlardaki payının ve egemenliğinin artması anlamına geliyor” diyen Soyer, “tüketici yaklaşımının sağlık alanında” belirleyici olduğunu ekler. Devlet, hastalığa yol açan faktörleri ortadan kaldırmama tutumu sergilemeye başlar; Navarro’dan aktaran Soyer, “hastalık ve tedaviye ayrılan bütçe, korunma ve sosyal politikalara yönlendirilir” der. Tıp alanındaysa ofansif tıptan defansif tıbba doğru bir gerileme yaşanmaktadır.

Sağlık sisteminin kamu ayağındaki değişim, özel sektörü de doğrudan etkilemiştir ve neredeyse topyekûn bir formda sağlık alanındaki çalışma rejimi dönüşmüştür. Örneğin koruyucu tedavi hizmetlerinden sorumlu sağlık ocakları hukuki düzenlemeyle tasfiye edilmiştir; sağlık ocaklarındaki pratisyen hekimler, aile hekimliği statüsüne taşınmıştır. Statüleri karmaşık olmakla birlikte, yarı-kamu görevlisi sayılabilecek aile hekimleri, esasında, işyeri maliyetlerini cebinden karşılayan sermayedar formunda kendi hesabına çalışan hekimlere dönüştürülmüştür. Yahut özel sektörde, ikinci veya üçüncü basamakta çalışan bir uzman hekim, hastanenin kar edebilmesi için üzerinde kurulan ciro baskısı nedeniyle özel bir kurumda çalışan memurlarla aynı kaderi paylaşır hale gelmiştir. Kamuya nazaran yüksek ücretlerle istihdam edilseler ve mesleki bilgi tekeline sahip olsalar bile, aynı kurumdaki bir taşeron işçi gibi mesleki açıdan güvencesiz konumdadırlar.

Özel sektörde, küçük veya büyük ölçekli işletmelerde çalışan hekimler, tam anlamıyla proleterleşme süreciyle karşı karşıyadırlar. Kamuda süreç daha çetrefilli ve karışıktır. Patron ve ciro baskısı yerini kamu sağlık politikalarının basıncına terk etmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın (başvuru ve ameliyat sayılarından ibaret) niceliksel sağlık ütopyası için çok hasta bakmaya zorlanan hekimler, performansa dayalı ödeme sistemi ve amir baskısı gibi süreçlere maruz bırakılmaktadır. Mesleki bilgi tekelinin işletme disiplini tarafından soğurulduğu iş sürecinde, hekimlik toplam kalite yönetimi veya yalın üretim gibi “birim zamanda maksimum çıktı” almaya dayalı modellerle tanzim edilmektedir.
Tıbbı bilgi tekelinin parçalanmasıyla birlikte, hekimlerin sermayeye ve sermaye politikalarına bağımlı hale getirilmesi, hekimleri müşteriye amade işçi olarak görülmesini kanıksatmıştır.

“Profesyonel bir mesleğin proleterleşmesi” olarak görebileceğimiz kapitalist iş sürecinin diğer bir olumsuz çıktısı, hekimlerdeki mesleki “hünersizleştirme” aşamasıdır. Hekimin inisiyatif yetkisi, (çok hasta bakmak gibi) pratik, (sosyal güvenlik kurumunca tedavinin karşılanıp karşılanmaması gibi) hukuki ve idari faktörlerce olarak kısıtlanır. Bilgi tekelinin parçalandığı, hünersizleşen, mesleki özerkliğin yıpratıldığı kapitalist iş sürecinde, Soyer’in belirttiği üzere, hekim-hasta ilişkisinin ayrıksı konumu, hizmet veren-hizmet alan ilişkine bürünmüştür.

SAĞLIĞIN SİYASAL EKONOMİSİ HEKİM/SAĞLIKÇI EMEK TARTIŞMALARI, Der. Ata Soyer, Sorun Yayınları, 2012.



Profesyonel Proleterler: Hekimlik (Kansu YILDIRIM)

“Kapitalist Ulusal Refah Devleti”nin krizi sınıfların siyasal hâkimiyet yoğunlukları değişmeye başlamıştır. Yeniden organize edilen devlet aygıtlarının aracılığıyla sermayedarların ortak çıkarları büyük ölçüde toplumun genel çıkarı haline getirilmiştir. Söz konusu kapitalist strateji, kendisini kamu hizmetlerinin sunumunda cisimleştirmiş ve yeniden üretmiştir. Özellikle nüfusun biyolojik ve fizyolojik devamlılığı açısından kritik öneme sahip sağlık hizmetleri gibi mevzubahis olduğunda bu strateji kendisini iki farklı surette göstermektedir. İlki, sağlık ve sosyal güvenlik sistemini makro boyutta ilgilendiren yapısal değişikliklerdir. İkincisi, ilkiyle bağlantılı olarak, sistemin sunucularında görevli emek-gücünün sınıfsal konumlarıyla ilişkilidir. Türkiye bağlamında bu iki süreci inceleyelim.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi

Türkiye’de sağlık sisteminde özel sektörün de söz sahibi olmaya başladığı en ciddi “dönüşüm” 2002 yılında AKP’nin Dünya Bankası (DB) ile birlikte başlattığı, DB’nin planlama ve lojistik imkânlarından yararlandığı, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’dir (SDP). SDP, tedavi edici sağlık hizmeti planlamasında değişikliklere yol açtığı gibi dolaylı olarak sosyal güvenlik sisteminde de sermaye güdümlü yapılandırmayı mecbur bırakmıştır. Ata Soyer’in “AKP’nin Sağlık Raporu” isimli kitabında belirtmiş olduğu gibi SDP ile hizmet sunumunun finansmanı ve maliyeti, “hizmet sunucusu” ve “hizmetten yararlanan” arasında paylaştırılmaya başlamıştır. Kamunun daha çok sabit yatırım ile sağlık hizmetine erişim kanallarını çoğaltması dışında sosyal güvenlik sisteminde SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı’nı tek çatı altında toplaması gibi mevzuat değişiklikleri, hizmet sunumunu geri dönülemez bir noktaya getirmiştir: Hasta bakmaya dayalı bir sağlık mantığı yerleştirilmiştir. Böylelikle iki düzeyde tanımlanabilecek bir operasyonelleştirme başlamıştır.

İlk operasyonel hamle; özel sektörün sağlık sistemine girişini özendirecek ve kolaylaştıracak temel parametrelere istatistiksel ivme kazandırılmasıdır. “Daha çok hasta=daha çok tüketici” anlayışını kalıcılaştıran hamlelerde hizmete erişim sayıları kamu eliyle arttırılmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, 2002’de kamu ve özel tüm basamaklarda toplam 208 milyon olan müracaat 2012’de 622 milyona çıkmıştır. 2002’de yılında 3,2 olan hekime müracaat 2012’de 8’lerin üzerindedir. 2002’de 124 milyon olan hastane müracaat sayıları 2012’de 305 milyon seviyesine ulaşmıştır. Milyonlarla ifade edilen rakamlar, özel sektörün sisteme dahil olması amacıyla kamunun yaptığı makyaj dışında hükümet açısından siyasal popülizm amacına da hizmet etmiştir. Seçimler öncesinde yaptırılan anketlerde sağlık hizmetleri üzerinden kitlesel rızanın büyük ölçüde sağlandığı görülmüştür. Ancak sağlık kurumlarına yığılma ve hizmet sunumundaki görevli emek-gücü sayısı arasındaki uçurum, sistemi kilitlemeye başlamıştır.

İkinci operasyonel hamle, hizmet sunumu esnasında emek-gücünün dönüşümünü ilgilendirmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Projesi gibi reformlarla birlikte “yapılandırılması” hekimler dahil hizmetin tüm bileşenleri negatif yönde etkilemiştir: 1) Sağlık hizmeti sunumuna erişim artmış, bu artışın maliyetleri hizmetten yararlananlara yüklenmiştir. 2) Mekân, bina, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi gibi sabit sermaye ve yatırım kalemlerinde kamu mülkiyetinin parçalanarak özel sektörün devreye girmesi ve piyasacı rekabet anlayışının sağlık sistemine eklemlenmiştir. 3) Ülke nüfusunun artışına oranla sağlık hizmetinden yararlananların artışının sermayedarlarda sağlık-tüketicisi algısını güçlendirmiştir. 4) Sağlık sistemindeki “reformasyon” dalgasına aktif veya pasif muhalefet gösterebilecek tüm çalışanların nesnel sınıfsal konumları itibarsızlaştırılmıştır.

Bu yazı bağlamında odağımızı profesyonel meslek kategoriyle sınırlandırdığımız için hekimlerin üzerinden okumanın bize sınıf tartışmaları açısından bir imkân sağlayacağını düşünüyoruz. Ata Soyer, Türkiye’de hekimlerin sınıf kompozisyonundaki yeri üzerine en çok yazan isimlerden birisidir. Soyer, sağlık hizmetlerinin metalaştırılmasına paralel hekimlerin kademeli biçimde mesleki özerkliğini kaybettiği üzerinde durmuştur. Bunu detaylandırmadan önce hekimliğin ait olduğu mesleki kategoriyi açmakta yarar var.

“Proleterleşen Profesyoneller”

Komünist Manifesto’da kapitalist üretim tarzının başka üretim tarzlarına göre farkları sıralanırken şu iki cümle oldukça dikkat çekicidir: “Bugüne dek üstün değer verilen ve sofuca bir ürküntüyle bakılan ne kadar eylem varsa burjuvazi bunların hepsinin üstündeki kutsallık örtüsünü çekip atmıştır. Doktoru da, hukukçuyu da, rahibi de, şairi de, iktisatçıyı da, kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir.”. Bu tespit, pre-kapitalist dönemde saygınlıkla ve şan-şöhretle eşdeğer bazı mesleklerin dönüşümünü özetlemektedir. Marx ve Engels, gerek toplumun büyük çoğunluğunun kolay kolay erişemeyeceği teknik bilginin ve hünerin kullanılmasına bağlı meslekler için, gerekse farklı türden bir yaratıcılık ve estetik anlayış gerektiren uğraşlar için kapitalizmin yarattığı toplumsal deformasyonu belirtmişlerdir.

Teknik bilgi ve hünerin kullanılmasına bağlı meslekler sıklıkla profesyonel meslek kategorisinde değerlendirilir. Bu tipolojideki meslekleri diğerlerinden ayırt eden faktörlerden birisi, iş süresinde o işi gerçekleştirenin inisiyatif alabilmesi ve karar alımıyla ilgili belirli bir “mesleki özerkliğe” sahip olmasıdır. Profesyonelliğe dayalı meslekler, Pierre Bourdieu’nun kavramsallaştırmasıyla “sembolik sermayeye” sahip olmalarından ötürü, hizmet üretiminin bilgisi ekseriyetle işi yapan kişiyle sınırlıdır. Bu çerçevede teknik bilgi ve hüner üzerinden düşündüğümüzde hekimlik mesleği, profesyonel mesleklerin başında gelir. Çünkü sadece bilgi-hüner ikiliğinden öte mesleğin kendisine ait bir terminolojisi ve uğraştığı nesnenin ayırt edici özgüllüğü mevcuttur: İnsan.

Ata Soyer tarafından derlenen “Sağlığın Siyasal Ekonomisi” ile “Hekimlerin Sınıfsal Kökeni” kitaplarında Soyer’in belirttiği üzere refah düzeylerinin ekonomilerle olan bağlantısı sonucunda artmasının ölüm hızlarını aşağılara çekmesi-beklenen yaşam sürelerini arttırması; buna bağlı, nüfus piramidinin yaş gruplarının değişmesi; epidemik hastalıklar için bazılarının görülme sıklığının azalması; kapitalist kentleşme, ağır çalışma koşulları nedeniyle yeni hastalıkların yaygınlaşması; telekomünikasyon olanaklarının çoğalması ve internet sunucularının yaygınlaşması hekimliğin icra ortamını ve hekimlik pratiğini büyük ölçüde etkilemiştir. Şunu kısaca söyleyebiliriz: Hekim yerine hizmet sağlayıcısı, hasta yerine müşteri, ilişki yerine görüşme gibi kavramlar iş sürecine yerleşmeye başlamış, hekimlik “işletme” disiplini ile birlikte anılmaya başlamıştır.
Kapitalist piyasa ilişkilerinin insan ilişkilerini yönlendirmesi ve üzerilerinde kurduğu tahakküm, Soyer’in belirttiği üzere hekim-hasta ilişkisinin ayrıksı konumunu hizmet veren-hizmet alan ilişki formuna sokmuştur. Hekim-hasta ilişkisin değişen veçhesi tıpkı Marx’ın Kapital’in ilk cildinde belirttiği üzere “meta fetişizmi” olarak tanımladığı ilişki biçimiyle sarılmaya başlamıştır. Meta fetişizminden yola çıkarsak piyasada süren ilişki metalar arası ilişki olarak algılanır; metalar birinci sırada iken, metaları üreten emekçiler ikincil konumdadır. Kapitalist üretim tarzında metaların nasıl üretildiği, hangi koşullarda mübadele edildiği önemli değildir; metaların diğer metalarla mübadelesi önemlidir. Bu çeşit ilişkilerde metalara sahip olduğundan daha fazla değer atfedilir, anlam yüklenir. Meta, gizemli bir hale kavuşur. Şimdi ise hekim emeğine ayrıcalık kazandıran iki unsurdan teknik bilgi-hüner ve özerklik iğdiş edildikçe hekimlerin emek-gücü standardize edilmiş bir meta olarak, hizmet alanın karşısında özgül içeriğini kaybetmektedir. Ücret ilişkisi sınırları içerisinde hizmeti alanın isteklerini, hükümetin siyasalarına itaat gösterecek emek türüne dönüştürülmek istenmektedir.

SAĞLIĞIN SİYASAL EKONOMİSİ HEKİM/SAĞLIKÇI EMEK TARTIŞMALARI, der. Ata Soyer, Sorun Yayınları, 2012.