İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni Bir Scientology Kitabı Daha (Toygar Sinan BAYKAN)

Guardian’ın internet sitesinde yayınlanan habere göre hakkında pek çok söylenti bulunan Scientology tarikatı üzerine güvenilir bir çalışma Amerika’da okuyucusuyla buluştu. Lawrence Wright’ın kaleme aldığı “Going Clear: Scientology, Hollywood & Prison of Belief” (“Arınmak: Scientology, Hollywood ve İnanç Hapishanesi”) adlı kitabı Guardian için değerlendiren Hadley Freeman, çalışmanın tarikatın şiddet ve gizlilik konusundaki kötü şöhretini teyit ettiğini not düşüyor. Freeman değerlendirmesini Los Angeles’ta bulunan tarikatın merkezini bir arkadaşı eşliğinde ziyaretini anlatarak noktalıyor. Burada Japonya’dan tarikat için çalışmaya gelen aşırı kibar bir kadın tarafından karşılandıklarını ve tarikata uygun olup olmadıklarını ölçmek üzere bir sınava tabi tutulduklarını aktarıyor. Sınavın içinde ise “Diğer insanlar sizle ilgileniyor mu?”, “Kaleminizin ucunu çiğniyor musunuz?” ve “Katı disipline katlanabilir misiniz?” gibi garip sorularla karşılaşıyorlar. Freeman yaptıkları bu gezinin en ilginç tarafının ise şöhretlerin resimleriyle süslü bir duvarın tarikatın merkezinde önemli bir yeri olduğunu görmek olduğunu kaydediyor ve ekliyor: Scientology yirminci yüzyıl Amerika’sından çıkması kaçınılmaz olan bir din. Freeman’ın şu isabetli tespitine ise katılmamak mümkün değil: “Scientology şöhrete karşı tiksindirici ihtiramı, kadınlara, cinselliğe, sağlığa ve doğum kontrolüne yönelik garip tutumları, takipçilerine vaat ettiği eşitliğe karşın ezici eşitsizliğiyle Amerikan kültürünün en kötü yönlerinin muntazam bir yansıması”.

Orwell Ödülü’nün 2013 Yılı Adayları Açıklandı (Onur YILDIZ)


İngiltere’de 1994 yılından beri George Orwell adına verilen Orwell Ödülü’nün 2013 adayları açıklandı. Kitap, gazetecilik ve blog olmak üzere üç dalda verilen ödüller siyasi konularda yazmayı bir sanat haline getirme konusunda George Orwell’a benzerlik gösteren eserlere veriliyor.

Bu yılın kitap adayları arasında; İngiltere`deki ırkçı parti British National Party (Britanya Milli Partisi) ve genel olarak yabancı düşmanı hareketin yükselişini inceleyen Daniel Trilling`in kitabı “Bloody Nasty People: The Rise of Britain’s Far Right”, Meksika’da narkotik çetelerinin şiddet içerikli yöntemlerini inceleyen Ioan Grillo’nun eseri “El Narco”, Raja Sheadaeh’in Filistin işgal altındaki topraklarında yaşam deneyimlerini anlatan “Occupation Diaries”in yanı sıra Paul Preston’ın İspanya İç Savaşı sırasında devlet tarafından gerçekleştirilen soykırımı anlatan “The Spanish Holocaust” ve Chrystia Freeland’in global eşitsizlik ortamında dünya zenginlerinin yaşam pratiklerini inceleyen “Plutocrats: The Rise of the New Global Super Rich” adlı kitapları bulunuyor.

Ödüller 15 Mayıs’ta Londra’da yapılacak tören ile sahiplerine verilecek.

Antropolojinin Huzursuzlukları (Toygar BAYKAN)

Observer’ın 3 Şubat tarihli haberine göre Jared Diamond’un yeni kitabı “The World Until Yesterday” (“Düne Kadar Dünya”) üzerine sert bir tartışma başlamış durumda. Kimi antropologların ve aktivistlerin Diamond’un son kitabında sunduğu bazı bulguların gerçekliği yansıtmadığını ve ilkel kabilelerin hak mücadelesini olumsuz etkileyeceği yönünde eleştirileriyle başlayan tartışma Diamond’un öfkeli yanıtlarıyla devam etmekte.

Diamond, ilkel kabilelerde bir sürekli savaş durumunun varlığı ve şiddet yoluyla ölümün devletli toplumlardan çok daha yaygın olduğu yönündeki bulgularını diğer uzmanların da üzerinde uzlaştığı bir istatistiki gerçek olarak takdim etmekte. Observer’ın 3 Mart tarihli diğer bir haberine göre de benzer bir tartışma yağmur ormanlarında yaşayan Yanomami yerlilerinin uzun yıllardır yakın bir gözlemcisi olan antropolog Napoleon Chagnon’un son kitabı üzerine başlamış durumda. Kabilelerin aşırı şiddet eğilimini odağına alan “Noble Savages” (“Soylu Vahşiler”) adlı kitap bazı antropologlar tarafından basitçe gerçeği yansıtmamakla ve dikkat çekmek için yazılmakla eleştiriliyor. Chagnon ise bütün bu eleştirileri, Diamond’a benzer bir şekilde, bilimsel olmadıkları gerekçesiyle reddediyor. İki tartışmanın kamuoyuna hatırlattığı nokta ise kolonyal altın çağı geride kalan antropolojinin pozitivizm ve muarızlarının önemli bir çekişme sahası olarak kalmaya devam ettiği gerçeği.

Bağımsız Elektronik Kitap Satıcıları Amazon'a Karşı Birleşti (Onur YILDIZ)

Guardian gazetesinin internet sayfasında yer alan bir habere göre, Amerika Birleşik Devletleri merkezli 3 bağımsız kitap satıcısı, aralarında Penguin ve Macmillan gibi tanınmış yayın evlerinin de bulunduğu 6 büyük yayınevi ve Amazon şirketi hakkında, aralarında yaptıkları özel anlaşma neticesinde elektronik kitap piyasasında tekel oluşturmak suçlamasıyla mahkemeye başvuracaklar.

Bağımsız kitap firmaları, Amazon firmasının kullandığı Dijital Haklar Yönetim Teknolojisi sayesinde hem elektronik kitap kopyaları hem de dijital kitap okuyucularının okuyabilecekleri elektronik kitapların çeşitliliği üzerinde haksız bir tekelleşme yarattığını savunuyor. Bu tekelleşmenin fiyatların yükselmesi ve müşteriye sunulan seçeneklerin azalması gibi sonuçları olduğunu iddia eden bağımsız kitap firmaları, yayınevlerinin sadece Amazon ile anlaşma yapıp, kendileri ile görüşmeyerek bu sürece katılmak ile itham ediyor.

Elektronik kitap kopyaları ve elektronik kitap okuyucularını eşleştiren Dijital Haklar Yönetim Teknolojisinin tekelinin kaldırılmasını talep eden bağımsız kitap firmaları, yayınevlerinin bağımsız kitap firmalarının kendi dijital yönetim teknolojilerini kullanmasına izin vermesini istiyor.

Geleneksel Toplumlardan Dersler (Toygar Sinan BAYKAN)

Ülkemizde Tüfek, Mikrop ve Çelik adlı kitabıyla tanınan Jared Diamond yeni kitabı The World Until Yesterday’ de (Düne Kadar Dünya: Geleneksel Toplumlardan Ne Öğrenebiliriz?) Yeni Gine’de yıllardır sürdürmüş olduğu saha araştırmalarının kazandırdığı deneyimlerden yola çıkıyor. Robin McKie, yazarla The Observer için yaptığı röportajda yeni kitapta ‘intikam duygusunun’ merkeziliğine işaret ediyor. McKie, Diamond’ın görüşüne göre, modern toplumların gayri şahsi cezalandırma pratiklerinin öç duygusunun insan yaşamındaki merkeziliğini geleneksel toplumlar kadar iyi kavrayamadığının altını çiziyor.

McKie, kitapta bazı ilkel toplumların, dulların kardeşlerinin kocalarıyla ya da oğullarıyla eşleştirilmeleri ya da yaşlıların öldürülmesi ya da intihara teşvik edilmesi gibi kabul edilemez pratiklerinin altının çizildiğini vurguluyor. Buna karşın, kitapta, özellikle belirli ilkel toplumların çocukların yetiştirilmesi ve yaşlıların toplumsal olarak yararlı kılınması ve böylelikle daha mutlu bir yaşlılık sürebilmelerini sağlamak konusunda önemli üstünlükleri olduğuna da işaret ediliyor. Diamond bazı ilkel toplumların çocukların yetiştirilmesi konusundaki oldukça müsamahalı ve şiddet ve cezalandırma içermeyen yöntemlerini kendi çocukları için de benimsediğini belirtiyor. Kitabın McKie tarafından altı çizilen diğer bir önemli katkısı ise özellikle ilkel toplumların doğayla uyumlu bir toplumsal yaşam konusunda oldukça önemli deneyimleri olduğu gerçeğini vurgulaması.

Kitap üzerine Guardian için Wade Davis tarafından yazılan bir değerlendirme ise Diamond’ın tüm yapıtlarını kateden “coğrafi-çevresel belirlenimcilik” olarak adlandırılabilecek yaklaşımını eleştirerek yazarın son çalışmasına bakıyor. Davis, Diamond’ın bundan önce yayınladığı ve Tüfek, Mikrop ve Çelik’i de içeren çalışmalarının, 19. yüzyıl aşamacılığından kaçamadığını vurgulamakta. Davis’e göre yıllarca sözde bir biyolojik veya genetik üstünlük üzerinden Batı’nın gelişimini açıklayan paradigmaların yankısı, Batı dünyasını “coğrafi avantajından” dolayı insanlığın siyasal ve toplumsal deneyiminin en üstün aşamasına çıkmış olarak görmesi dolayısıyla Diamond’ın eserlerinde de görülebilmektedir.

Davis, çok geniş bir uzmanlık alanı olmasıyla tanınan yazarın bu kitabında ilgilendiği konu açısından kültürel ve sosyal antropolojinin de alanına girdiğini ancak bu alanda daha yirminci yüzyılın ilk yarısında Franz Boas tarafından başlatılan yöntemsel gelişmelerin dahi çok gerisine düştüğünü belirtiyor. Yine de, cevap aradığı soruların büyüklüğü ve özellikle modern uygarlığın yarattığı sorunların ekolojik ve toplumsal maliyetleri üzerine çok kapsamlı bir tartışmayı kendine has bir bakış açısıyla yürütmesi dolayısıyla Diamond’ın çalışmaları ilgiyle takip edilmeyi hakediyor.

Bir Ahlak Kuramcısı Olarak Derrida (Onur YILDIZ)

Post-yapısalcı felsefeye yöneltilen temel eleştirilerden biri normativite ile kurduğu muğlak ilişki oldu. Bu eleştiriler, bir yandan post-yapısalcılığın asıl olarak bir yerinden etme felsefesi olduğu ve normatif yanının zayıf olduğunu vurgular iken, diğer yandan ise post-yapısalcılığın büyük anlatıların yerinden edildiği bir çağda kişisel bir farkındalık ve ahlak kuramından daha fazlası olmadığını savladı.

Benoit Peteers’in ‘Derrida: A Biography’ adı ile İngilizce’de yayımlanan kitabı Jacques Derrida’nın felsefesinin ahlak ile olan ilişkisine dair tartışmayı yeniden öne çıkardı. Tery Eagleton ‘Guardian’ gazetesinin internet sayfasında yayınlanan incelemesinde Derrida’yı insanları basitçe ‘gerçek, aşk, kimlik ve otorite’ konularında konuşurken tam olarak neyi kastettiklerine dair küstah bir kesinlikten uzak olmaları konusunda uyaran bir filozof olarak tanımladı. Adam Schatz ise ‘London Book Review’ de yayınlanan yazısında Derrida’nın hayatının son dönemlerinde adeta uzun yıllar boyunca felsefesine karşı yöneltilmiş eleştirilere cevap niteliğinde kendini bir ahlaki figür olarak kendini yeniden kurduğunu belirtti.

Eagleton, Derrida’yı söylemek istediğini yeni bir yazma ve felsefe yapma tarzı icat ederek söyleyen Kierkegaard, Nietzche, Marx, Adorno ve Walter Benjamin gibi ‘anti-filozoflar’ içinde sayarken; filozofu bir eleştirel düşünce geleneği içine yerleştirme ve bu eleştirel pozisyondan bir ahlaki duruş türetmeye çalışıyor. Schatz ise uzun yıllar Batı felsefesi ve metafiziğinin düşmanı olarak bilinen Derrida’nın aslında yeni Avrupa fikrine inanmış, Amerikan emperyalizmi karşıtı, İsrail karşısında Filistin ile birlikte saf tutan ama biraz da kendi kişisel deneyiminden dolayı İsrail karşıtlığının anti-semitik bir söyleme dönüşmemesi hususunda dikkatli bir sosyal-demokrat olduğunu iddia ediyordu.

Hem Eagleton hem de Schatz’ın incelemeleri Derrida’nın tam da kendi felsefesinde sorunsallaştırdığı metin ve anlam ilişkisini, Derrida’nın metinlerinden ne anlamak gerekir sorusu odağında yeniden üretiyor. Peeter’s ın İngilizceye çevrilen Derrida biyografisi Anglo-Sakson dünyasının Derrida’yı kendi diline tercüme etme ve felsefesini bir ahlak kuramı etrafında yeniden okuma çabalarını ortaya çıkarmış görünüyor.

Penguin ve Random House Amazon’a Karşı Birleşiyor (Toygar BAYKAN)



Küresel yayıncılık piyasasında, tablet bilgisayarlar ve elektronik okuyucuların yaygınlaşmasıyla birlikte büyüyen elektronik kitap pazarının etkilerine işaret eden önemli bir gelişme yaşanıyor. Dünya’nın en önemli yayınevlerinden ikisi olan Penguin ve Random House, Amazon, Google ve Apple ile ilişkilerinde üstünlüklerini yitirmemek adına birleşme kararı almış bulunuyorlar. John Naughton, The Observer New Review’daki değerlendirmesinde birleşme kararını yayınevlerinin gündemine getiren gelişmelerin yayıncılık piyasasının yakın dönemdeki ticari eğilimlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini ileri sürüyor. Yayınevlerinin birleşme kararını, müzik, gazete, dergi ve televizyon yayıncılığı gibi daha önce geleneksel üreticilerin hakim oldukları sektörlerin internet tarafından işgal edildiği durumların geç bir yansıması olarak değerlendiren Naughton, bu gelişmeyi yayıncılık endüstrisinin uzunca bir süredir, niyetlenmediği bir şekilde kendisinin de hazırladığını belirtiyor.

John Thompson’ın Merchants of Culture (Kültür Tacirleri) adlı kitabına gönderme yaparak yürüttüğü tartışmada Naughton, kitap yayıncılığındaki bu son gelişmeye zemin hazırlayan üç aşamadan geçildiğini aktarıyor. En başta söz konusu olan büyük perakendeci zincirlerinin devreye girmesiyle bağımsız kitapçıların ortadan kalkmasının “kitlesel piyasa ciltlerini” yaratması, bu gelişmenin de bir ikinci aşamayı tetiklemesi. Yayıncılara dayanan ve yazarları ezen, “saldırgan bir yayıncı temsilciliğinin” ortaya çıktığı bu aşamada kitlesel piyasa ciltlerinin üretimi ve satışı sürdürülemez olmasına karşın artarak devam etmekte. Naughton, bu gelişmeler sonucunda, daha önce bireysel sahiplik ve uzun vadeli düşünce üzerine dayanan, yazarları besleyen bir pazarın giderek daha fazla borsanın kısa vadeli sonuçlara odaklanan parametreleri çerçevesinde şekillenmeye başladığını belirtiyor.

Sonuç olarak yayıncılık endüstrisi, borsanın talep ettiği kısa vadeli sonuçları doğuracak şekilde çok satanlara dayanmaya başlamakta. Naughton’a göre tüm bu gelişmeler çok az çeşitlilikte ürünün büyük sayılarda satıldığı ve daha büyük çeşitlilikte ancak az sayıda basılan ürünlerin ise “uzun bir kuyruk” oluşturduğu bir piyasanın oluşması anlamına geliyor. Buna karşın Naughton, “ana cadde dükkanlarının fiziksel dünyasının uzun kuyrukları, raf mekanının bir bedeli oluşu gibi basit bir gerçekten dolayı taşıyamayacak duruma gelmekte” olduğunu da belirtmekte ve Amazon’un özellikle uzun kuyruklarla mücadele etmek gibi bir problemi olmadığını vurgulamakta. Naughton’a göre Amazon daha büyük karı, “çok satan” dışındaki kategorilerden yaptığı satışlardan kazanmakta ve tam da bu üstünlüğünden dolayı yayıncılık dünyasının eski devlerini gölgede bırakmakta. 

Tüm bu gelişmeler, Noughton’ın çözümlediği bir çerçevenin de ötesinde, kapitalizmin yaratıcı ve yenilikçi hamlelerinin internet ile simbiyotik ilişkilerini de işaret etmekte dolayısıyla manzara epeyce bulanmakta. Yine de Jacques Attali’nin Gürültüden Müziğe’deki iyimserliğine kulak verip internetin aynı zamanda geleceğin eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulcu ilişkilerinin nüvelerini de içerdiğini akılda tutmakta ferahlık var.