Utku ÖZMAKAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Utku ÖZMAKAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Göz İçin/de Bekleyen Kitaplar (Utku ÖZMAKAS)

Osman Konuk, “Türk Argosu” şiirinde “rüyalar görülmek ister; gözler içinde bekler” demişti. Konu kitap olunca “rafta unutulanlar”, “çekmecede tozlananlar”, “kapağı bile kaldırılmamışlar”, “sırası hiç gelmeyenler”, “arka kapağı dışında göz gezdirilmeyenler” diye Foucault’nun Çin Ansiklopedisi örneğini anımsatacak denli çoğaltılabilir bu “bekleme listesi”. Elbette, bazen göz içinde veyahut önünde değil, başka diller içinde de bekler kitaplar. O nedenle bu sayımızda başka dillerde, başka gözlerde çevrilmeyi bekleyen kitapları ele aldık.

Meramımızı şöyle açalım: Türkiye’de son yıllarda romandan kurama kadar çok ciddi bir “çeviri birikimi” oluştu. Şüphesiz ki çeviri kitaplar, kültür dünyamıza dışarıdan uzatılan aynalardır. Sadece dünya klasikleri gibi evrensel kültürel kanonun asli kirişleri değil, aynı zamanda çocuk kitaplarından sosyal bilimlere kadar dünyamıza başka nişler açan ve böylelikle “yan odada” neler olduğunu görmemizi sağlayan çeviri metinler düşünmenin önemli basamaklarından birisidir.

Çeviri söz konusu olduğunda tabloyu ziyadesiyle karamsarlaştıran gerçekler belleğimizi terk etmiyor: Çevirmen ücretlerinin düşüklüğü, çevirilerin kötülüğü, çeviri kitap teliflerinin yüksek olması, çalıntı/korsan çeviriler, hatta çevrilmiş bazı metinlerin yeniden çevrilmesi gerekliliği vb. Bu konular konuşuluyor, konuşulacak ve konuşulmalı; ancak ortada pek konuşulmayan, göz ardı edilen bir konu daha olduğunu düşündük: Dünya klasikleri gibi yolculuğuna biletini kendisi alan kitapları bir yana koyarsak, çevrilen kitapları kim ve nasıl seçer? Yayın yönetmenleri, editörler, çevirmenler, ajanslar, (hatta ve ne yazık ki) basın bültenleri? Bu seçicilerin görme alanının dışında kalan kitaplar ne olacak? Başka dillerde hangi kitaplar okurunun göz izini bekliyor?

Yukarıda andığımız sorularla yola çıktık; ancak kısa zamanda karşımıza başka bir sorun çıktı: Başka dillerin çokluğu kadar, başka kitapların çokluğu! Tabloyu önümüze koyunca çocuk kitapları, biyografiler, mutfak kitapları, romanlar, şiir derken, sınırı bir yere çekmemiz gerektiği gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Böylece suyundan bir katre içmeye çalıştığımız “sosyal bilimler”in okyanusunda karar kıldık. Bilmediğimiz derelerde boğulmaktansa ucundan bucağından da olsa tanıdığımız ve manzarasını izlemenin keyfine ufkunda yitmenin korkusu eşlik eden bu sulara daldık.

Elbette başka gözler içinde bekleyen başka kitaplar da var. Bu nedenle elinizdeki mütevazı dosyanın benzeri çabalara yol açmasını ve “her başlangıç başka bir başlangıcı çağırır” sözü ışığında yalnızca bir başlangıç çağrısı olarak düşünülmesini dileriz. İyi okumalar…


2000'ler Şiiri İçin Harita (Utku ÖZMAKAS)

Milenyumun ilk on yıllık dönemi şiir için bir “mücadele” dönemiydi.* Farklı şiirsel anlayışların, yani nesneye adıyla seslenirsek deneysel, görsel, epik ve lirik şiir anlayışları arasındaki çatışmanın özellikle dergilerde su yüzüne çıktığı bu dönem aslen –her tasnifteki kabalaştırma riskini göze alarak– iki temel yaklaşımın mücadelesiydi: İmgecilik ve imge karşıtlığı. Şiiri gelenekten devraldığı haliyle bir “imge” üzerine inşa edenlerle şiiri “imge”den kurtarmak isteyenler arasındaki polemik aslında kısmen Platonik bir diyaloga benziyordu: Ne denirse densin muhatabın sadece muarız pozisyonunda kaldığı bir diyalog. İmgeci yaklaşıma ilişkin olarak “gelenekten devraldığı” dedim; o halde burada öncelikle şiirde geleneğe dair bir tartışma yapmak gerekiyor.

Sıfırlamamak: Bir Geleneğin İcadı

Bu polemiğin biçimsel açıdan Platonik bir diyaloga benzemesinin asli nedeni, deneyselci hattın geleneğe yönelik eleştirilerinin –Ulus Baker’den ilhamla söylersek– bir “sıfırlama projesi” olarak anlaşılmasıydı. Yani, imgeci şiir deneysellik çatısı altında toplanabilecek bütün bu çabaları geleneği reddetmek olarak görüyor; böylelikle kendi şiirsel köklerine yönelik bu saldırının asıl hedefinin kendisi olduğunu düşünüyordu. Oysaki denklemi tersten kurmak gerekiyordu. İtiraz bayrağı “şimdi ve burada” olan şiire ve onun geleneği okuma tarzına karşı kaldırılmıştı.

Söz konusu olan bir sıfırlama çabası değildi; anılan çizgilerin yekpareleştirilmesi gibi ciddi bir sorunu bir kenara bıraksak dahi burada deneysel, görsel, epik şiirlerin asıl amacının şiire varma bakımından yeni teknikler icat etme, dolayısıyla “yeni bir şiir” icat etme çabası olduğu göz ardı edildi. Şiir artık nesnesini kendisi kuracaktı; böylelikle şimdiye kadar şiirin sularından geçmemiş navlun raporları, bir haber başlığının permütasyonu, popüler bir figürü odağa alan mp3’ler, şiir olabileceği bir an olsun akla gelmemiş görsel çalışmalar bir anda şiir haline geldi. Yapılan, esasen şiirin serhaddini tartışmaya açmaktı. Burada şaşırtıcı olansa lirik-imgeci şiirin bu türden çabalara verdiği tepkinin “bunlar elli sene önce denendi” şeklinde olmasıydı. Lirik şiir dün sabah bulunmadığına göre “yeni” olanı “eski”ye tahvil etme çabasının kendini konumlandırdığı gelenek anlayışının bir tür “kutsal”a işaret ettiği açığa çıktı.

Burada biraz durup bu sahte eleştirinin altını oymak, geldiği yere geri göndererek sonsuz bir unutuluşa terk etmek gerekiyor: Bu türden bir eleştiri, kendisini bir sıfır noktasıymış gibi serdederek temele alıyormuş gibi yaptığı “tarihsel bilinç”ten azade olmakla kalmaz, aynı zamanda bütün etno-kültürel farkları göz ardı eder. Şiirin temaları gibi, şiirsel teknikler de hayli kısıtlıdır ve bunların reddedilmesi gibi oluşumu da belirli tarihsel uğraklardan geçerek gerçekleştirilebilir. Oysaki böyle bir özgünlük tartışması, şiiri tarihsel olarak kendi çağı içerisindeki konumunda anlamak yerine, şiiri teknikler kataloğu üzerinden geçmişe havale eder. Bu yaklaşım şiiri anlamak değil, aksine şiirin biricikliğini tartışmasını harici kılan bir model-taklit açıklamasının gücünden faydalanmak ister.

Kaldığımız yerden devam edelim: Hilmi Yavuz ve şürekâsının sandığı üzere gelenek bir tür süper-ego ya da kutsal değil, icat edilen bir şeydir. Bu durumda 2000’ler şiirinin başlıca edimlerinden birinin, yenilik iddiasıyla gelen her söz gibi, kendi geleneğini kurmak olduğunu söyleyebiliriz. Geriye dönüp on yıla bakıldığında, 2000’li yılların başında “Kabul edilemez”, “Bunlar da şiir mi?” nidasıyla karşılanan deneysel, görsel ve epik şiirlerin şiir tarihinde yerini aldığı ve kendi kanalını açtığı kolaylıkla görülebilir.

Teknoloji Şiirin Nesi Olur?

Geleneğe ilişkin bu temel tartışmayı bir yana koyarsak, 2000’li yıllarda dikkati çeken birkaç husustan söz etmek gerekir: Bunlardan ilki, kadın şairlerin sayısındaki artış. Bu yıllar boyunca kitabı yayımlanan, dergilerde yazan kadın şairlerin sayısında ciddi bir artış olmakla kalmadı, aynı zamanda “şair kadın”, “kadın şair”, “şaire” gibi adlandırmalara ilişkin feminist tınısı hayli yüksek tartışmalar da yaşandı. Neredeyse her şiir etkinliğinde bir başlık bu meselenin tartışılmasına ayrıldı, soruşturmalar düzenlendi, dosyalar ve kitaplar hazırlandı.

Dikkati çeken bir başka husus da şiir yayımlama yaşının düşmesi oldu. Bunun bir açıdan çağın olanaklarıyla ilgili olduğu açık: Kitaba, dergiye ulaşım kolaylığı aynı zamanda yazarların bunlara erişimini ve yapıtların okurla buluşmasını da kolaylaştırdı. Bir dönem kendi aralarında kolektif kurup sırayla birbirinin kitaplarını basan ya da dergi hazırlayan bir grup arkadaş şairin yerine “word” ve “pdf” formatlarına hâkim bir kuşağın “el yapımı kitap”ları ve fanzinleri geçti. Ayrıca gençlerin daha kolay bir biçimde dergilerde görünmesinin ve kitap çıkarmasının 2000’lerin gövdesini taşıyan tartışmanın yan etkilerinden biri olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu örnekler gösteriyor ki, çağın teknolojik gelişmeleri şiiri hem yayıncılık düzeyinde hem de şairler bakımından ziyadesiyle etkiledi. Yukarıda ele aldığımız iki husustaki değişimin nedenlerinden birisi, elbette yaşanan teknolojik gelişmelere bağlanabilir. Elektronik iletişimin hızı ve getirdiği tarz, ister istemez editör ile şair arasındaki ilişkilere yeni bir sayfa açmakla kalmadı; aynı zamanda şairle dergi-kitap, kısacası basılı ürün arasındaki ilişkiyi de dönüştürdü.

Eleştirel Çaba

2000’li yıllar şiiriyle ilgili değineceğimiz son nokta ise bu süreci anlamayı sağlayacak düşünme çabaları üzerine. Ne yazık ki bu yılların şiirine ilişkin eleştirel çaba hayli kısıtlı kaldı. Şiire ilişkin tartışmalar büyük oranda yıllıklar ekseninde gerçekleşti. Bu da yıllıkların çeşitlenip büyük oranda ideolojik bir görünüm almasına sebep oldu. Öte yandan yıllık formatının tartışmayı kısıtlayan yapısı, işi bir soruşturmalar cennetine dönen dergilerin lehine çevirdi. Bütün bu verimsiz yıllık tartışmalarından kazançlı çıkan yine şiirin asıl yatağı olan dergiler oldu ama bu cephede de internetin fendinin kâğıdı ne zaman yeneceği merak konusu.

Dergilerdeki tek tük yazılar bir yana bırakılırsa bu döneme ilişkin kapsamlı çalışmalar ancak sayısı bir elin parmağını geçmeyen eleştirmenler tarafından yürütülebildi. Bu isimlerin olayın sıcağı karşısında eleştirinin soğuk elini devreye sokarak nesnelerini kavrama becerilerini ise zaman gösterecek.

* On yıllık bir dönem için bu kadar dar bir alanda konuşmak ister istemez pek çok açıdan biçimsel tespitlerle yetinmeyi gerektiriyor. Dolayısıyla bu yazı, kendisini daha baştan “sadece bir çerçeve çizme” niyetiyle sınırlayarak ilerleyecek.

"İnsanlık Değeri Yargılanıyor" (İrfan SANCI ile Söyleşi: Utku ÖZMAKAS)

Bilmeyenler için kısaca özetleyelim: Sel Yayınları’nın sahibi İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz Guillaume Apollinaire’nin “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” kitabını yayımlamak ve çevirmekten ötürü yargılanıyor. Edebiyat yapıtını “müstehcenlik”le yargılamaya kalkan bu zihniyet, Yargıtay kararında “eşcinsel ilişkilerin yanı sıra hayvanlarla cinsel ilişkilerin, cinsel arzuları tahrik ve istismar edecek şekilde anlatıldığı” ve “tiksinti verecek şekilde ifade edilmek suretiyle hiçbir sanatsal ve edebi değer katılmadan kurgulanmıştır” gibi veciz ifadelere de yer vermişti. 12 Eylül’de görülen son dava “hakimin kendi kendine istediği ek süreyle” 7 Kasım’a ertelendi. Biz de bu “trajikomik” durum üzerine Sel Yayınları’nın sahibi İrfan Sancı’yla kısa bir söyleşi yaptık.

Öncelikle size ve çevirmen İsmail Yerguz’a geçmiş olsun diyorum. Sanırım dünyada “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları”nın bir edebiyat yapıtı olduğunu “ispatlamak” zorunda bırakılan ilk yayıncısınız. 

Bir yayıncı için “sayın hakim, Apollinaire Fransızların milli şairidir, şiirlerinin yanı sıra düz yazıları da vardır, size bunu ispatlayacağız” demek zorunda kalmaktan daha incitici bir şey olabilir mi? Aslında daha soruşturma aşamasında biz kendilerine Avrupa Parlamentosu’nun, Apollinaire’in tüm metinlerini “Dünya Kültür Mirası” olarak tescil ettiğini, yani siz burada sadece bir metni değil, insanlığın “korumaya” aldığı bir değeri yargılıyorsunuz, bundan vaz geçin, zira daha evvel Apollinaire’in başka bir kitabını yargılamaya kalktığınız için, AİHM Türkiye’yi mahkûm etmişti. Ama ne gam, devlette devamlılık esas mantığıyla yargılamaya devam...

Benzer bir süreci yeniden yaşıyoruz. Bakalım burada verecekleri bir kararın, sınırlarımız dışında hiçbir geçerliliğinin olmadığını görünce ne yapacaklar.

Davada farklı bilirkişi raporları var. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden gelen ve “Hiçbir estetik değeri olmayan, yalnızca cinsel dürtüleri harekete geçirmek amacıyla yazılmış, bedii duygulardan çok okuyanları hayvani hislere sürükleyen, toplumun ar ve haya duygusunu incitir nitelikte” gibi veciz ifadeler barındıran raporun aksine bir de Galatasaray Üniversitesi’nden Fransız edebiyatı konusunda uzmanlaşmış bilirkişi raporları var. Yayıncıları bu raporlara mecbur bırakan “güvenlik” rejimi edebiyattan niye bu kadar korkuyor sizce? 

Sorununuzun cevabı, taa Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde yatıyor. Toplum mühendisliğine soyunan devlet başından beri hayatın tüm alanlarında olduğu gibi “kültürel faaliyetlerde” de halk adına neyin doğru neyin yanlış olduğunun çabası içinde olmuştur.

Hep söylüyorum, bir kitabın edebi olup olmadığını bilirkişilere sorarak karar vermek, edebiyatın ruhuna aykırı. Bırakın buna biz yayıncı, editör ve okurlar karar verelim.

Daha önce “Yumuşak Makine” nedeniyle benzer bir sürece maruz kaldınız. Bir yayıncı olarak, N.Ç. davası gibi örnekler ortadayken, yayımladığınız yapıtlarla uğraşılması size ne anlatıyor? 

Cinsel şiddet ve ahlaki yozlaşmanın ayyuka çıktığı günümüzde edebi metinlerin dava konusu edilmesi toplumsal ikiyüzlülüğün bir göstergesi aslında.

CinSEL serisi devam edecek sanıyorum. Başka hangi kitaplar var sırada? 

William S. Burroughs, Guillaume Apollinaire gibi dünyanın her yerinde kitapları yayımlanan saygın yazarların kitaplarını yayınladığımız için yargılanmamız doğrusu bizi kaygılandırıyor. Sırada Loius Aragon’un bir metni var ama benzer kaygıdan ötürü “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” davasının sonuçlanmasını bekliyoruz.

Türkçe Şiirin “Kapı Bekçisi”nin Paralaksı (Bora ERDAĞI)

Terry Eagleton’un özyaşam öyküsünü anlatmayı denediği bir kitabın adı Kapı Bekçisi. Eagleton kitabında kendisiyle birlikte İrlandalı olmanın, yoksulluğun, Katolikliğin ve her şeye rağmen varolma mücadelesinin sınırlarını ifade eder. Bunu her zamanki gibi trajediden daha ziyade ironiye yatkın diliyle gerçekleştirir. Kapı Bekçisi’nin kaderi Marksist kültüralist ve estet Raymond Williams’la tanıştıklarında çoktan değişmeye başlar... Williams herkese ve her şeye rağmen onlarca entelektüelin yetişmesine nasıl yardımcı olduysa, Eagleton için de aynısını yapar ve öğrencisi Eagleton’ın önünü de açar. Eagleton açılan kapıdan geçer ve zamanla kapı bekçiliğinden kurtulur. Eagleton’ı Eagleton yapan değerler belirginleşmeye başladıkça Williams ile arasındaki entelektüel ilişki iyice eleştirel nitelik kazanır ve her ikisinin de yolu çatallanarak büyür.

Türkiye’de ve özellikle Türkçe yazın alanında Eagleton-Williams ilişkisine benzer örnek neredeyse yoktur. Bu yüzden eleştiri geleneğimizin bazı klişeleri can bezdirici şekilde tekrarlanıp durur. Romancılar, öykücüler, şairler, felsefeciler, sosyologlar, psikologlar, her daldan akademisyenler ve kültür insanları önce eleştiri geleneğimizin zayıflığından dem vurur, sonra dünya yazını karşısında Türkçenin yetersizliğinden ve eleştiri geleneğinin kısırlığından. Ama yine de büyük çoğunluk kuşaklararası eleştirel geleneğin neden oluşturulamadığını, yayınevleri ve dergilerin icazetinden kurtulan bir geleneğin neden yaratılamadığını, tekil örneklerin verimliliklerinin neden sınırlı kaldığını ve özel olarak belirli bir türe odaklanan eleştirmenlerin neden yalnızlaştırıldığını aklının ucuna bile getirmezler. Yine aynı çoğunluk aklının ucuna bile getirmediklerine mukabil olarak, tekil örnekler çevresinde topaklanmış bir grubun edebiyat duyarlılığının ne derece yoksullaştırıcı olduğunu ifade ederek eleştirmenlerin sıtkını sıyırır. Böyle bir sıkıntıyı aşmak için maalesef ne akademiler ne de edebiyat ortamları yeterince cüretkar olamamaktadır. Her şeye karşın Eagleton-Williams ilişkisi, içinde bulunduğumuz koşullar altında ancak akademide kotarılacakmış gibi görünmektedir. Sanırım bu akademide kolektif çalışmaya inanan şimdiki kuşağın omuzlarında gelişecek gibi.

Bütün bunlardan dolayı günümüzde Türkçe edebiyat eleştirisi giderek daha fazla kırılgan ve kendinden menkul başlangıçlara ev sahipliği yapmak durumunda kalmaktadır. Utku Özmakas’ın şiir eleştirisindeki yanlızlığını bu büyük resmin içinde değerlendirmek, Özmakas’a hakkını teslim etmek için önemli görünmektedir. Özmakas’ın son kitabı Şiir için Paralaks (2013), bir önceki kitabı Şiirimizde Milenyum Kuşağı (2008) şiimizin “genç kuşağı”nın nabzına dokunmak çabasında olan şiirimizin “genç eleştirmenin” çalışmaları.

Şiir için Paralaks kitabı “İkinci Yeni’den Günümüze Alternatif Bir Şiir Tarihi” alt başlığını taşımaktadır. Kitap dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm İkinci Yeni’nin önemli şairleri Turgut Uyar’ın, Ece Ayhan’ın, Cemal Süreyya’nın, Edip Cansever’in ve “gencölen” Engin Günçe’nin şiirlerine dair çözümleme ve eleştirel yaklaşımları içermektedir. İkinci bölüm ilk bölümle yanyana okunabilecek bir sonraki şiir evrenine; Enis Akın’ın, Osman Konuk’un, Akif Kurtuluş’un, Necmi Zekâ’nın şiirlerine dair. İlk iki bölümde “ustalığımız acemilik” düsturunun ustalığına ve bu şiirin politik ve felsefi niteliğine dair düşünceler serimlenmektedir. Bu serimlenme bir başka bağlamda İkinci Yeni şiirinin yıllar içinde nasıl farklı öznel bağlamlarla belirli bir yolu katettiğini göstermektedir. Özmakas bu serüveni eksiklik olarak görülenin ayna aracılığıyla keşfi, keşfedilenin sıkıntısı, mutluluk arayışı ve ironik varoluşu, bütün bu duyguların ve düşüncelerin artık süreksizleştirilmesi, rönesans estetiği ile buluşturulması, ne yapmalı diyecek kadar yeniden yorumlanması gibi bağlamlarla değerlendirmektedir. Fakat üçüncü bölüm giderek ustalığımız acemilik düsturunun sarihleştiği ve ustalıktan uzaklaşmanın kökleştiği bir dönemin şairlerini ele almaktadır. Bunlar Murat Menteş, Onur Caymaz, Gonca Özmen, Can Bahadır Yüce, Şeref Bilsel, Cenk Gündoğdu, Serkan Ozan Özağaç, Selahattin Yolgiden, Ercan Yılmaz gibi şairler. Özmakas bu şairleri bir araya getirirken temel olarak onların gelenekle ve güncel gelişmeler ile kurduğu bağı sorgulamaktadır. Ayrıca Yalçın Armağan’ın İmkansız Özerklik kitabını, İkinci Yeni bağlamında ortaya koyduğu tezlerini tartışmaktadır. Özmakas “nostaljiye sıkışan” bu şairlerin kendilerine dair görüleriyle, şiir ödüllerinin kazandırdığı konumları da sorgulamaktadır. Dördüncü bölümde ise tek makale bulunmaktadır, “Büyük T İle”. Özmakas üçüncü bölümde şiirlere ve şairlere yönelik yapmaya çalıştığını, eleştirinin kendisine de yönelterek, şunu tespit etmektedir:

“Kısacası, eleştirinin müdahale etmek olduğunu unuttuk, yeniden hatırlamak zorundayız. Bunu hatırlamamız gereken iki alan var: Birincisi, eleştiriyi araçsallaştırarak ihtiyaç merkezli bir eleştiri anlayışı kurmaya çabalayan ve eleştirinin tırnaklarını törpülüyerek onu evcilleştiren piyasa güdümlü konjonktürün uzamı. İkincisi ise bir yandan eleştiriyi ikinciliğe mahkum ederek bilinenleri onaylayacak bir mühre çeviren, öte yandan ‘şair kartviziti’nin çekiciliğini edebiyatın eşitlik kuran ve müdahale eden gücünün yerine koymaya çabalayan şiirin kendi iç uzamı.” (295)

Özmakas’ın eleştirel yaklaşımı iki şeye meydan okumaktadır: Piyasaya ve güncel şiirin kendisine. Bu meydan okuma Şiir İçin Paralaks bağlamında kısmen gerçekleştirilememiş olsa da oldukça önemli. Belki Özmakas kitabın 2. baskısında özellikle 3. bölümde adını zikrettiği şairlerin şiirlerine dair de makaleler yazarak, bu eksikliği giderir. Özmakas’ın kitabı genel olarak şiir ve edebiyat eleştirisi ile ilgilenenlerin okuması gereken bir eser.

Utku Özmakas, Şiir İçin Paralaks, İstanbul: 160. Kilometre, 2013.

GİO’lar Sahibini Buldu (Utku ÖZMAKAS)

Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından, fantastik edebiyatın duayen yazarlarından Giovanni Scognamillo onuruna düzenlenen GİO ödülleri sahiplerini buldu. Murathan Mungan “Şairin Romanı” ile En İyi Roman Ödülü’nün sahibi oldu. GİO Ödülleri ismini, elli yılın üzerindeki gazetecilik, sinema yazarlığı ve araştırmacı yazarlık hayatında eserlerinin büyük bölümünü fantastik edebiyat, korku ve bilimkurgu gibi türlerin gelişimine adamış Giovanni Scognamillo’dan alıyor. Bu yıl ilki düzenlenen GİO Ödülleri roman, öykü ve illüstrasyon dallarında verildi. Öykü dalında birinciliğe “Balanka Olmak” öyküsüyle Gülbike Berkkam layık görülürken, illüstrasyon dalındaki ödülünün sahibi, Yıldıray Çınar'ın “Karabasan” çizgi-romanından esinlendiği çizimiyle Mehmet Özen oldu.

Yunus Nadi Ödülleri Verildi (Utku ÖZMAKAS)

2013 Yunus Nadi Ödülleri’ni kazananlar belirlendi. Böylece roman, öykü, fotoğraf, şiir, karikatür ve sosyal bilimler olmak üzere altı dalda on bir ödülün verildiği yarışmanın altmış yedincisi sonuçlandı. “Roman” dalında Sibel K. Türker “Hayatı Sevme Hastalığı”; “öykü” dalında Bora Abdo “Öteki Kışın Kitabı”; “şiir” dalında Hulki Aktunç ve Gültekin Emre’nin birlikte yazdıkları “Opus” adlı kitap ile Arzu K. Ayçiçek’in “Talidomit” adlı kitap dosyası arasında paylaştırdı.

“Karikatür” dalında ödül Hicabi Demirci ve Halit Kurtulmuş’un karikatürleri arasında paylaştırdı.“Fotoğraf” dalında ise ödül Hasan Hulki Muradi ve Ömer Yağlıdere’nin yapıtları arasında paylaştırdı.

“Sosyal Bilimler Araştırması” dalında ödül Doç. Dr. Hüner Tuncer’in “Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848)” adlı kitabı ile Mustafa Solak’ın “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya ve Cumhuriyet Devrimi” adlı kitap dosyası arasında paylaştırıldı.

Kitap Okumak İçin Ne Yapmalı? (Utku ÖZMAKAS)

Bir kitapçıya gitmek, internetten sipariş etmek, bir dosttan ödünç almak, kütüphaneye gitmek? Peki bunların hiçbiri kâr etmiyorsa? İşte Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde olup biten tam da bu. Tutuklular diledikleri kadar kitap okuyabilme haklarına yeniden kavuşabilmek için açlık grevine başladılar. Hücrelerinde on kitapta fazlasını bulundurmaları yasaklandı ve “Deli Dalgalar” bunun için bir kampanya başlattı. http://www.delidalgalar.com sitesinden su kadar, hava kadar doğal bir ihtiyaç olan kitapları tutuklulara ulaştırmak için gereken bilgiler var. Hepinizi bir kitap da armağan etmek için almaya davet ediyoruz.

Kocaeli Kitap Fuarı Başlıyor (Utku ÖZMAKAS)

Beşinci Kocaeli Kitap Fuarı “Kâğıttan Dünyaların Keşfi” temasıyla 11-19 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek ve Türkiye’nin en büyük ikinci fuarı olma özelliğini taşıyan fuara pek çok isim konuşmacı olarak ya da imza günüyle katılacak.

11-19 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan ve sadece Kocaeli değil, Doğu Marmara ve İstanbul’un Anadolu yakasından da ziyaretçi bekleyen Beşinci Kocaeli Kitap Fuarı, İstanbul’un Anadolu yakasından fuara servis hizmeti verecek.

Her yıl bir konuk ülke belirlenen fuarda bu yıl konuk ülke Kırgızistan. Bu bağlamda Türk sinemasının efsanevi filmi Selvi Boylum Al Yazmalım’ın yazarı Cengiz Aytmatov’un kızı Şirin Aytmatova ile Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ı buluşturacak olan fuar, sayısız etkinliğe de ev sahipliği yapacak.

Ayrıca 2012’deki fuarda gerçekleştirilen “Bir Bana Bir Van’a” kitap bağış kampanyasının benzer bir uygulaması bu yıl görme engelliler için düzenlenecek. Kitap bağış kampanyası şeklinde organize edilecek projenin amacı, engellilerle ilgili duyarlılık oluşturmak. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde toplumsal dayanışmanın güzel bir örneğini sergileyerek toplanacak kitaplar Van/Merkez Abdurrahman Gazi İşitme Engelliler İlkokulu’nda bağışlanacak.

Ne Hazırlıyor? Bülent Usta (Utku ÖZMAKAS)

Oğlak Yayınları, 2013’te 20. yılına girdi. Yirmi yıllık yayıncılık serüvenine çok fazla kitap ve değer sığdırmış, geniş yelpazeli bir yayınevi Oğlak Yayınları. Yerli ya da yabancı klasiklerden çağdaş edebiyatın iyi örneklerine, çizgi romanlardan yemek ve yemek kültürü kitaplarına, polisiyelerden popüler tarih ve popüler bilim kitaplarına, sinemadan “Ludingirra” ve “Nar” gibi edebiyat dergilerine kadar, pek çok disipline ve türe yönelik yaptığı yayıncılığı 20. yılında da kataloğuna yeni kitaplar ekleyerek sürdürmeye devam ediyor.

Oğlak Yayınları olarak, yakınlarda kaybettiğimiz değerli sinema yazarı ve çevirmen Rekin Teksoy’un son çalışması olan “Rekin Teksoy’un Ansiklopedik Sinema Terimleri Sözlüğü”nü yayımlamıştık. Sinemayla ilgili bu devasa çalışmadan sonra, benzer bir ansiklopedik sözlük çalışmasını da yemek kültürü için hazırlıyoruz. Yıllardır yemek ve yemek kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ve yazarımız olan Nevin Halıcı, geniş kapsamlı bir sözlük hazırladı. Önümüzdeki aylarda kitapçı raflarında yerini alacak.

Bugünlerde ise hazırlığı sona yaklaşmış olan, Deniz Gürsoy’un “Tarihin Süzgecinde Mutfak Kültürümüz” kitabı var. İlk çağlardan günümüze bu topraklardaki yemek kültürünün tarihini elen alan bu çalışmada, çiğ köftenin ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktığından Dicle ve Fırat kıyılarındaki kır meyhanelerinde neler yiyilip içildiğine kadar, pek çok ilgi çekici bilgi mevcut.

Beni heyecanlandıran kitaplardan biri de, Marquis de Sade’ın daha önce iki cildi yayımlanan “İkinize de Yer Var -Bütün Hikâyeleri”nin 3. cildini yayımlayacak olmamız. Klasiklerin özgün ve titiz çevirilerle okura ulaşmasına özel bir önem gösteriyoruz. 20. yıl sürprizlerimizden daha sonra ayrıca bahsetmek dileğiyle.

Red Kit Kadıköy’de (Utku ÖZMAKAS)

Yapı Kredi Kültür Merkezi, vahşi Batı’nın yalnız kovboyu Red Kit’i Beyoğlu’nun ardından, bu sefer de Kadıköy’de ağırlıyor. Sergi, 10 Nisan–30 Nisan tarihleri arasında Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi (CKM)’de ziyaret edilebilir.

Geçtiğimiz yıl ilk kez çizgi roman araştırmacısı Didier Pasomonik’in küratörlüğünde hazırlanan “Red Kit İstanbul’da” sergisi, Vahşi Batı’nın en yalnız kovboyunu İstiklal Caddesi’nde ağırlamıştı. Red Kit bu sefer de “Red Kit Kadıköy’de” sergisiyle Anadolu yakasındaki severleriyle buluşuyor.



“Dünyanın Küçük Prens Kitapları” (Utku ÖZMAKAS)

Bir haber de Ankara’dan… Tayfa Kitapkafe’de 209 Mart itibariyle “Dünyanın Küçük Prens Kitapları” sergisi düzenlenmeye başladı.

“Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından 1943 yılında kaleme alınan Küçük Prens kitabı ve onun yıldızlardaki varlığı, bizi, belki küçüklüğümüzden de fazla heyecanlandırıyor. Onu yeniden yeniden okuyoruz… Küçük Prens kitabındaki felsefe, düşünce ve duygunun daha güzel bir dünya yaratmak için insanlara ilham verdiğine inanıyoruz” denerek tanıtılan sergi 25 Mayıs’a kadar devam edecek ve her hafta cumartesi günü yenilenecek. Sergi süresince uzmanlar ve koleksiyonerle söyleşiler, okuyucu buluşmaları ve film gösterimi düzenlenecek.

Joan Scott İstanbul’da (Utku ÖZMAKAS)


Türkçede en son “Feminist Tarih Peşinde” başlıklı kitabı yayımlanan Joan Wallach Scott 17 Nisan ve 20 Nisan’da iki konuşma yapmak üzere İstanbul’a geliyor. 17 Nisan’da Boğaziçi Üniversitesi’nde “Kurtuluş ve Eşitlik: Eleştirel Bir Soykütük Denemesi” başlığında konuşacak olan Scott, 20 Nisan’da da “Toplumsal Cinsiyetin Kullanımları ve Suistimalleri” başlıklı konuşmasını Sabancı Üniversitesi Karaköy Binası’nda gerçekleştirecek.

Sınırlamaya Karşı Kampanya (Utku ÖZMAKAS)


Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu ve hükümlülere uygulanan 10 kitap sınırlamasına karşı imza kampanyası başlatıldı. Aileler adına yapılan açıklamada, Türkiye çapında tüm cezaevlerinde uygulanacak sınırlamanın 15 Mart’ta Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde uygulamaya konulduğu hatırlatıldı. Cezaevi Müdürü Ali Haydar Ak önderliğinde gardiyanların hücrelere girerek, kitaplara zorla el koyduğu ve buna karşı direnen tutukluların darp edildiği anımsatıldı. Kampanyaya imza vermek için: http://www.change.org/tr/kampanyalar/cezaevlerinde-mahpuslara-uygulanan-kitap-s%C4%B1n%C4%B1rlamas%C4%B1-kald%C4%B1r%C4%B1ls%C4%B1n-kitaplarhapiste



Erdal Öz Edebiyat Ödülü bu yıl Kavukçu’ya (Utku ÖZMAKAS)


Altıncı kez verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü Cemil Kavukçu’nun oldu. Semih Gümüş, Enis Batur, Feride Çiçekoğlu, Turgay Fişekçi, Kaya Genç, Handan İnci ve Can Yayınları adına Zeynep Çağlıyor’dan oluşan seçici kurulun oy birliğiyle belirlediği ödül, Cemil Kavukçu’ya 30 Nisan’da Pera Palas’ta düzenlenecek törenle teslim edilecek. Öte yandan her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüriden bu yıl Semih Gümüş’ün ayrıldığı, önümüzdeki yıl seçici kurula katılacak kişinin Asuman Kafaoğlu Büke olduğu açıklandı. Ödül daha önce Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel ve Murathan Mungan’a verilmişti.

İlk Ödül Hakkı İnanç’a (Utku ÖZMAKAS)

İstanbul GalaPera Kültür ve Sanat Derneği’nin bu yıl ilk kez düzenlediği Selçuk Baran Öykü Ödülü, Hakkı İnanç’ın “Bozuk” adlı eserine verildi.

Selim İleri, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Turhan Günay, İlknur Özdemir ve Sezer Ateş Ayvaz’dan oluşan seçici kurul tarafından ödüle layık görülen kitap yüz on dosya arasından seçildi. Ödül töreni 10 Nisan Çarşamba Saat 19:00’da Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi Gülhane Alay Köşkü’nde yapıldı.


Ne Çeviriyor? Soner Torlak (Utku ÖZMAKAS)

John Cowper Powys’un 1915 tarihli “Visions and Revisions” adlı edebiyat eleştirisinin çevirisini bir arkadaşımla birlikte henüz tamamladık.

Bu aralar NotaBene Yayınları’na Michael Lebowitz’in son kitabı “Reel Sosyalizmin Çelişkileri: Yöneten ve Yönetilen”i çeviriyorum. 21. yüzyıl için sosyalizm olarak adlandırdığı geleceği kurma projesinin temelinde devrimci bir “öz-yönetim” pratiğinin yattığına inanan Lebowitz, “Kapital”den başlayarak ve Reel Sosyalizm deneyimini kat ederek, geleceğin bugünden kurulması gereken sosyalist toplumunda halk katılımı, öncü parti ve demokrasi kavramlarını masaya yatırıyor. Özellikle Hugo Chavez’in ölümünün ardından başta Venezüella olmak üzere Latin Amerika’nın sol popülist iktidarlarının nasıl bir yol izleyebileceğine ilişkin önemli bir tartışma.

Diğer yandan Phoenix Yayınevi’ne yakın zamanda Michael Mann’ın “İktidarın Tarihi”nin dördüncü cildini çevirmeye başlayacağım. İlk iki cilt yakın zamanda yayınlanmıştı. Mann’ın kendine özgü bir toplumlar tarihi okuması var, oldukça yaratıcı ve iddialı. Açıkçası bana heyecan veren bir çeviri olacak.

Tarık Ali İstanbul’da (Utku ÖZMAKAS)


'68'in ünlü isimlerinden, dilimize pek çok eseri Agora Kitaplığı bünyesinde kazandırılmış olan Tarık Ali, 5 Nisan'da SALT Galata'da (İstanbul) "Türkiye, NATO, Dış ve İç İlişkiler" başlıklı bir konuşma yapacak. Okurlarımızı bu önemli yazarı dinlemeye davet ediyoruz.

“Köpek Adamlar” Romanya’da (Utku ÖZMAKAS)


Yeni romanı “Yüzler”, Mart ayında Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan Emrah Polat’ın önceki romanı “Köpek Adamlar”, Tania Mochi çevirisiyle Romanya’nın önemli yayınevlerinden Editura Vivaldi tarafından yayınlandı. Kötülük üzerine bir roman olan “Köpek Adamlar” 2012 yılında Arnavutluk ve Bulgaristan’da da yayınlanmıştı.

Ne Hazırlıyor? Pratika Yayınları (Utku ÖZMAKAS)


BirGün Kitap Yayınları ve Tan Yayınları, artık Pratika Yayınları adıyla yola ortak devam edecek. “Sağın hegemonyasının her alanda güçlendiği günümüzde fikir dünyasında solun etkinliğini arttırmak kuşkusuz mücadelenin en önemli alanlarından birisi. Bu noktada daha etkili bir mücadele sürdürmek amacıyla, ortak bir mecrada buluşarak yeni bir yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Gemilerin limandan çıkış izni anlamına gelen Pratika da bu yeni başlangıcın adı oldu” diyen arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz.

Pratika’nın ilk iki kitabı Fahrettin Engin Erdoğan’ın “Direniş Komiteleri” ve Vefa Saygın Öğütle’nin çevirisiyle Roy Bashkar’ın “Natüralizmin Olanaklılığı” kitapları olacak.

Editörler Platformu Kuruldu (Utku ÖZMAKAS)

Basılı ve dijital yayıncılık sektöründe görev yapan editörlerin, haklarını korumak, çalışma koşullarını iyileştirmek, editörlük kurumunun gelişmesini sağlamak, mesleki eğitimler düzenlemek amacıyla “Editörler Platformu” kuruldu.

Kuruluş metninde “Günümüzün rekabetçi piyasasında giderek ağırlaşan çalışma koşulları, sansür uygulamaları ve hak ihlalleri karşısında editörlerin ortak bir tavır geliştirmesine ihtiyaç duyuluyor. Bunun yanı sıra, usta-çırak ilişkisi temelinde icra edilen editörlük mesleğinde bu tarz bir ilişkilenmenin önemli olduğunu düşünüyor, bu yolla bilgi aktarımının sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Bütün bu nedenlerle, eski birikimlerle yeni gelişmelerin buluştuğu, sektör içi iletişimin, paylaşımın ve dayanışmanın sağlandığı, sorunlara birlikte çözüm arandığı bir zeminin eksikliğini gidermek üzere bir araya geldik” diyen editörler öncelikli hedeflerini “Türkiye’de yayıncılık sektöründe çalışan editörler arasında dayanışma sağlamak; mesleki ve sektörel sorunları tespit etmek, bunlara çözümler aramak; ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla paylaşımda bulunmak, işbirliği ve ortak projeler geliştirmek ve editörlerin hukuki, ahlaki ve özlük haklarının ihlali durumunda ortak tepki geliştirmek” olarak açıkladı.