Ve Şehrazat anlatmaya başlar... Halk ve sanat masallarına dair (Achim WAGNER)

Bir zamanlar bir adada bir sultan hüküm sürer; Sultan Şehriyar. Karısı kendisini aldatınca, Sultan Şehriyar onu öldürtür. Bugünden sonra, Veziri, ona her akşam, sabahında idam edilecek bir genç kadın getirecektir. Bu durum, Vezir’in kızı Şehrazat’ın Sultan’ın cinayetlerine son vermek için babasından kendisini ona götürmesini istemesine kadar böyle sürer. Ve Şehrazat, Sultan’ın devamını merak etmesi için, sabah en heyecanlı yerinde keseceği hikayesini anlatmaya başlar...

Şehrazat ve Sultan arasında geçenleri anlatan 1001 Gece Masalları dünyaca ünlü masallardır. Dünya edebiyatının önde gelen eserleri arasında sayılan masalların pek çok farklı versiyonu ve çevirisi bulunuyor. Yaklaşık 2000 yaşındaki bu masalların kökleri Hindistan’a kadar uzanıyor. Masallar Pers ülkesinde de anlatılmaya devam edildi, ilaveler yapıldı ve kaydedildi. Sonra Arap coğrafyasının yolunu tuttu bu masallar. Orada, muhtemelen 8. yüzyılda Arapçaya çevrildiler, ve her şeyden önce İslami öğelerle zenginleştirildiler. Tüm metnin kaynaklandığı orijinal metin yok ortada. 1001 Gece sayısız versiyonuyla orta yerde duran açık bir masal koleksiyonu. El yazısı, fragman şeklinde korunan en eski metin, Arapça el yazılı olarak, 15. yüzyıla ait ve 282. gecede aniden sona eriyor. Bu metin, 18. yüzyılda, çevrilmek üzere, Fransız oryantalist Antonie Galland’a sunuluyor. Galland, bu masalları, ona Suriyeli kaynaklardan ulaştırılan hikayelerle tamamlıyor. 1001 Gece’nin Galland versiyonu, bu masal koleksiyonunun önemli bir karakteristik özelliği olan erotik pasajları dışarıda bırakır. Bunun yerine basit, daha anlaşılır ve öncelikle çocuklara yönelik olan yapmacık bir dil hakimdi bu versiyona. Galland’ın uyarlaması ve düzenlemeleri, yalnızca Avrupa’da değil, Arapçaya yapılan yeniden çevirilerle, Arap ülkelerinde de, 1001 Gece’nin izleyen baskıları üzerinde uzun bir dönem boyunca etkili oldu.

Galland ile benzer şekilde 19. Yüzyılda, Almanya’da, araştırmalarına çok şey borçlu olduğumuz ünlü Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşler masal bilgisini bilime dönüştürerek masalları derlemeye başladılar. Çoğunlukla yalnızca ağızdan ağza anlatılan hikayeleri bir araya getiriyorlardı. Araştırmalarını yaparken kendilerini Almanca konuşulan yerlerle sınırlı tutmadılar. Grimm Kardeşler, kuzey ve güney Avrupalı kaynakları da bir araya getiriyorlardı. Başta masal koleksiyonları olmak üzere pek çok söylenceyi derleyen Grimm Kardeşler, bu metinlere çok fazla müdahalede bulundular. Özellikle erotik ve dönemin bakış açısından yüz kızartıcı gibi görülen pasajları çıkardılar ve masal koleksiyonlarını adım adım, “çocuklara uygun” bir hale getirdiler. Günümüzde göze batan masallarda sıkça karşılaşılan vahşilik dönemin bakışıyla çocuklara uygundu.

Masallar üst başlığı halk masalları ve sanat masalları olmak üzere ikiye ayrılır. Yukarıda anılan örneklerdeki masal koleksiyonlarının oluşumu da gösteriyor ki, esas olarak, sözlü anlatı olan ve çoğunlukla pek çok biçimde söylenegelen halk masalları, dönemin koleksiyoncuları ya da çevirmenlerinin yeniden işlemeleri ve belirli bir edebi, “sanatsal” etkiyle onlarla ilgilenmeleri sonucu korundular. “Sanat masalları” ise bir yazarın kaleminden çıkar. Çoğunlukla kendi anlatım tarzlarına göre bir yönelimleri olur ve içerikleri daha önce “halk masalların”da olanlarla uzlaşır. Ama sıklıkla daha karmaşık bir tema işleniyor sanat masallarında. Öne çıkan ve edebiyat bilimi açısından önem taşıyan üç örnek olarak, Jonathan Swift’in Gulliver’in Seyahatleri (1726), Lewis Carrol’un Alice Harikalar Diyarında (1856) ve Antonie de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens adlı eserleri anılır. Ama, halk masalları ve sanat masalları arasındaki geçişlerin nasıl da akışkan olduğu, ünlü Danimarkalı yazarlardan Hans-Chiristian Andersen (1805-1875) örneğinde gösterir.

Seyahatleri, onu Osmanlı İmparatorluğu’nun içlerine kadar götüren Andersen de, Grimm Kardeşler gibi halk masallarını topladı. Daha sonra bunları kendisine has edebi tasavvuruna uygun bir şekilde düzenledi ve kendi masal koleksiyonlarına koyduğu Kralın Yeni Giysisi öyküsünde olduğu gibi, söylenegelen maddi sanat masalların etkisiyle yeniden yazdı. Böylece şunu görüyoruz ki, bugün halk masalları olarak tanımladıklarımız, kendi dönemlerindeki derleyen, yayıma hazırlayan ve yayımlayanlarının, ciddi şekilde düzeltici, değiştirici ve ayrıca sorgulayıcı etkisi sonucu ortaya çıkıyorlar. Özellikle, çocuklara yönelik bu eğilim ilk dönemlerdeki müdahalenin sonucudur.

1001 Gece örneğinde Alman oryantalist Claudia Ott, 21. yüzyılın başlarında, Galland’ın da kullandığı ve Arap el yazması versiyonun orijinaline mümkün olan en sadık halini düzenledi ve en azından bilinen ilk yazılı haline filtresiz bir geçiş sağladı ve bu eserin yayınlanmasını sağladı. Ve Claudia Ott, 2010’da Tübingen Üniversite Kütüphanesi’nde spektaküler bir araştırma bulgusu ele geçirdiğini duyurdu: 100 yıl kadar öncesinden, 242. Gece’den 542. Gece’ye kadar olan metne ait el yazması Arapça bir kayıt. Bu kısa bir zaman içerisinde (2012) çevrilip yayınlandı.

1001 Gece’nin ilk anlatılan hikayelerinin nasıl dinlendiği, kimin kime, tam olarak ne zaman, nerede ve ne niyetle anlattığı, daha sonra nasıl başkalarına aktarıldığı, nasıl sürekli yeniden yayıldığı ve nasıl ilaveler yapılarak anlatılmaya devam edildiği, cevabını yalnızca her masalın memleketi olan kendi hayal dünyamızda bulur.

Almancadan Çeviren: Bülent Özçelik 

BİNBİR GECE MASALLARI, Antonie Galland, Çev. : Âlim Şerif Onaran, Yapı Kredi Yayınları, Mayıs 2001


0 yorum:

Yorum Gönder