Homer'in Ardılı Başkaldırının Romancısı (Onur Bilge KULA)

Van'dan Çukurova'ya göçen bir Kürt anne-babanın oğlu olan Yaşar Kemal, Anadolu'nun on binlerce yıl biriktirilerek aktarılan, her aktarımda biraz daha mayalanan, yetkinleşen, Kürt'ün Türk'ün, Arap'ın, Ermeni'nin, Süryani'nin, Yahudi'nin ve daha sayısız halkın rengiyle renklenen ve lezzetlenen anlatı geleneğini yazınsallaştıran yazardır. Ona göre, Anadolu'da oluşturulan estetik birikiminin kaynağı halktır. Anadolu'nun en simgesel düşünürü-şairiyse Yunus'tur. Kendi deyişiyle, "Yunus tam bir Anadolu'dur. Hem göçebe, hem de yerleşik Anadolu'dur." Anadolu,  "Sinanlar, Karacaoğlanlar, Yunuslar, Dadaloğlular, Nâzım Hikmetler... Dehşet bir karışımdır; dehşet bir hareket halindedir."

Anadolu anlatı birikiminden beslenen Yaşar Kemal, İngiliz ve Avusturyalı araştırmacılarca Çukurova anlatı biçemini kalıcılaştırdığı öne sürülen Homer'in ardılı, yol arkadaşı, yazınsal beğenisinin sürdürücüsü olmuştur. O, Anadolu'nun yaşamış ve yaşayan bütün halklarının ağıtlarını, acılarını, sevinçlerini, umut ve umutsuzluklarını açığa vuran türkülerini önemseyerek, derleyerek, yazınsal yapıtlarını adeta türküleştirmiştir. 

Yaşar Kemal'in Alain Bosquet'yle yaptığı söyleşide, "yaratımımın kaynağını ve biçemini sözlü edebiyat geleneğinde, destancı soyunda görüyorum" (1) sözüyle örtüşür. 

Adorno'nun “roman evrensel yabancılaşımı ve öz-yabancılaşımı konulaştırır, düşünümselleştirir” anlatımında somutlaşan 'evrensel yabancılaşım ve öz-yabancılaşım', Yaşar Kemal'de aşkın bir izlek olarak bir bakıma bütün zamanların insanı tasarımına dönüşür. Yaşar Kemal'in “bir yazar, insan gerçeğine varabilmişse, çok derinlerde insanlarla buluşma olanağı bulabilmişse; insanlar onda kendilerini bulabiliyorlarsa…” (2)  ve “yazarın görevi, insanoğlunun oluşa-gelmesini betimlemektir” saptamaları, söz konusu felsefi sorunsalın ve onun edebiyata uyarlanımını anlatır.

Yaşar Kemal'in sanat anlayışında, Theodor Adorno'nun “sanat yapıtı işbölümü gerektirir; birey sanat yapıtında iş-bölümlü işlevselleşir” ilkesi geçerlidir. Kahramanlar, yapıtın malzemesi içerisinde eriyip gitmez; iş-bölümlü bir kurgu içerisinde üretir. İnsan emeğinin üretiminin adaletsiz bölüşümünden doğan haksızlıklara, insan-dışılıklara karşı yürütülen savaşımın yükünü, bedelini güçlerine göre paylaşırlar. Yaşar Kemal'in iş-bölümlü, işlevli, kurgusu, öncelikle kadın kahramanlarında gözlenebilir. Yazarın çoğu yapıtlarında kadınlar, güçlü, sağlam kişilikli, dayanıklı, namuslu, güvenilir ve bütün bunların yanı sıra hem ruh hem de beden bakımından güzeldir.

Yaşar Kemal'in yazınsal başarımı bir yönüyle mitolojik bilinç ile toplumcu gerçekçi bilinç arasındaki bu çelişkiyi ikincisi yararına çözümlemesinde görülebilir. Bu üretken çözümlemenin temel dayanağı yazarın, "insanlığın mayası umuttur" (3), umut, "yaşamın orta direği, yaşamın direncidir" biçimindeki temel anlayışıdır. En umutsuz ve umarsız bir anda bile bir umut yaratabilen insanın sorunlarına eğilmeyi ilke edinmiştir Yaşar Kemal.

Bu açıdan Yaşar Kemal'in temel toplumsal tutumu ve yazınsal yaratımı, ünlü Alman filozof Ernst Bloch'un  başyapıtı "Umut İlkesi" (4) ni anımsatmaktadır. Onun romanlarında umudun kırılması veya Bloch'un deyişiyle, umudun "düş-kırıklığına uğraması" (5) geçicidir. Asıl olan umuttur. Bu yazarın bir aşkın izlek olarak 'insanoğlunun direnişini'  seçmesi, insanın direnişe zorunlu oluşunu betimlemesi ve "kilim, türkü ve oyun motifleri elden ele, halktan halka geçer, incelir, olgunlaşır, güzelleşir, yetkinleşir" (6) sözleri, insanlaşma uğraşının yazınsal anlatıya dönüştürülmesidir. 

Yazarın Fethi Naci ile yaptığı söyleşide mit yaratmaya ilişkin dile getirdiği görüşler uyarınca, "kıyamete kadar insanlar mit dünyaları, düş dünyaları yaratarak o dünyalara sığınacaklardır. ‘Dağın Öte Yüzü’ üçlüsünde bir topluluğun nasıl, niçin mit, düş dünyası yarattığını söylediğim gibi, bireyin de nasıl mit dünyası yarattığını anlattım. İnsanoğlu düş gördükçe insandır."

Mit yaratma, düş kurma gibi insani etkinlikler, büyük ütopyaların oluşumunu hazırlar. Yaşar Kemal'in romanlarına başlıca motif olarak içkinleştirdiği  "söylence" bağlamında belirlediği gibi,"Can veren Çukurova'ya' can verenler" söylenceleşir; "Dağın Öte Yüzü"nde, 'Anavarzalar Ağıdı'nda yazınsallaşır.
Yaşar Kemal, düş dünyasıyla gerçek dünyanın 'epopelerde' yan yana, iç içe bulunduklarını, sürekli bir geçişim ve değişim yaşadıklarını vurgular. Yazınsal üretimine temel oluşturan mitleri baskılanan insanlığın yeniden başkaldırı, direniş ve umut üretmesinin bir aracı olarak düşünür.

“Yer Demir Gök Bakır”da umarsız anlarda halk tarafından geçici bir sığınak olarak yaratılan söylenceyi, halkın yaşam gerçekliğiyle ilişkilendirir ve onu 'eleştirel bilinç' öğesine dönüştürür. Böylece, mitolojik bilinç, Yaşar Kemal'de nesnel bir temelde direnç gücünü oluşturan insan hakikatiyle buluşur ve bir sıçrama gerçekleştirir.

Yaşar Kemal için aslında “bütün Anadolu bir başkaldırılar ülkesidir.” Bu bağlamda, örneğin, İnce Memed hem “başkaldıran bir insandır, hem de Anadolu’daki başkaldırıcıların mirasçısıdır.” Başkaldırıya zorunlu olan bir başkaldırıcıdır. Yaşar Kemal'in başkaldırıya zorunlu insan motifi, aslında diyalektik bir anlayışın ve kurgunun ürünüdür; çünkü toplumsal sömürü, haksızlık ve baskılar var olduğu sürece, bunlara karşı başkaldırı da olacaktır.

Her yazınsal ürünü üretildiği ortam gereği 'yerel' olarak değerlendiren Yaşar Kemal, “eski Yunanın çağlar boyunca süren koşullarının bir sonucu” olarak değerlendirdiği Homer'i bile “yerel bir sanatçı” olarak adlandırır (7).  Yazar, Alain Bosquet'yle söyleşisinde “yerel çevre ve koşulları, insan gerçeğine ulaşabilmenin yolu” olarak değerlendirir.

Bu yaklaşım uyarınca, özgünlüğü yaratan özne, ilkin kendinden çıkarak, betimlediği nesneye ulaşır; betimlemeyi olanaklılaştıran izlenimlerle yine kendine, özüne döner; söz konusu izlenimleri öznede harmanlayarak, yoğurarak, biçemsel belirginliğiyle tanınabilir olan özgünlüğü ortaya koyar.

Bu bağlamda, yazarı içinde bulunduğu kültürel ve sosyal ortamın bir türevi olarak nitelendiren Yaşar Kemal'e göre “gerçek sanatçı yereldir.” Bu nedenle de Tolstoy, Kafka, Faulkner, Nazım Hikmet, J. P. Sartre yereldir; çünkü “bütün gerçek yaratışlar yereldir; bütün köklü, sağlam yaratışlar yereldir” (8) vardır.

Yaşar Kemal'in yazınsal üretiminde Marksist toplumsal sınıf ve çelişki anlayışı yansır. Kendi deyişiyle, toplumcu düşünceyi, “insanın her yönüyle yüzde yüz bağımsızlığı” olarak anlayan Yaşar Kemal toplumsal sömürü, baskı, haksızlık ve hukuksuzluk biçiminde ortaya çıkan uygulamaları, toplumsal mülkiyet ve üretim biçiminden kökenlenen karşıtlıklar olarak algılar ve yapıtlarına içkinleştirir.

Yazınsal üretiminde insanı toplumsal bağlamında anlatır; sömürü, baskı ve haksızlık nedeniyle, insanlığından uzaklaştırılmak istenen insanı, insanlığına yeniden kavuşturacak yol ve yöntemler arar. İyiyi de kötüyü de üretenin insan olduğunu unutmaz. Kendi deyişiyle, yazar "insanı gökyüzüne yerleştiremez. (İnsan) bir toprak üstündedir, birtakım ilişkiler içindedir, bir sosyal düzeni yaşamakta, bir yerel kültürü içermektedir... Bir insan, benim için koşulları içindeki insandır." Adorno'nun anlatımıyla,  “olanaksızı, olanaklı yapmanın” uğraşı, arayışı niteliğini kazanır ve her toplumsal kesimden insanı kapsar.

O, Marx'ın "yabancılaştırım kuramı"nda (9)  çözümlediği sömürü biçimini, diyesi, insanı insanlığından uzaklaştıran karmaşık sömürü ve baskı düzeninin eleştirisini yazınsallaştırarak, Marx'ı, edebiyatın Anadolu'da kazandığı renge yaklaştırmıştır. Yaşar Kemal'in kapitalizme ilişkin şu eleştirel belirlemeleri bunun göstergesidir: "İşçiye yaşayacağı kadar bir şeyler bırakmak zorunda olan kapitalist düzen, bunu da doğadan esirgiyor, doğayı salt hiçbir şey vermeden sömürüyor. Bu öldürülen dünya karşısında da salt ağıtçılık yapmak da istemiyorum... Savaşıma girmek istiyorum."

Yaşar Kemal sanatta/edebiyatta yanlılığı, güçsüzün, ezilenin yanını tutmayı içselleştirmiş bir yazardır; ancak sanatın salt ideolojik yanlılığa indirgenemeyeceğinin de bilincindedir. O nedenle,   Walter Benjamin'in vurguladığı gibi, bir sanat yapıtında siyasal tutumla estetik niteliği bireşimleyi önemser. Onun Fethi Naci ile söyleşisinde dile getirdiği şu belirlemeleri, bu yaklaşımını anlatmaktadır: "Bilimsel sosyalizm düşüncesini, dünyayı, doğayı, insan ilişkilerini öğrendikçe, daha çok doğayla, insanla, kitapla zenginleştikçe daha iyi anlıyorum ve insanoğlunun başka bir umarı olmadığına daha çok inanıyorum..."

Bloch, Lukacs, Brecht, Anna Seghers, Gorki, Heinrich Mann, Nazım Hikmet vb. Marksist düşünür ve yazarlar gibi, “Sovyetler Birliği çöktüğünde, hemen o anda Sovyet düşmanı kesilip sosyalizmin yanlışlığını hemen o anda anlayan kişilerden değilim” diyen Yaşar Kemal’e göre, "Sovyetler Birliğinin çökmesi, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferidir. Bunun böyle olduğunu da, bütün sosyalizm çöktü, bitti yaygaralarına karşın, insanoğlu çok yakında görecektir. İnsanın içindeki eşitlik, adalet, özgürlük duygusu var oldukça sosyalizm savaşımını zafere kadar insanoğlu sürdürecektir.  Sovyetler Birliği dünya sosyalizminin kamburuydu. Bunu yakında herkes öğrenecek" (Fethi Naci: Yaşar Kemal'le Edebiyat ve Politika, Aydınlık, 1-2 Mayıs 1993).

Yaşar Kemal, yalın insanın boyun eğişini ve başkaldırısını, hak ve özgürlük savaşımını öyküleşmiştir. Böylece, Macar sanat ve edebiyat filozofu Györgi Lukacs'ın bir yazınsal yapıtın belirleyici özelliği saydığı, kahramanların fizyolojisini tinsel ve fiziksel açıdan belirginleştirmeyi bilmiştir. Egemen koşulların ve durumların ortaya çıkardığı yazınsal figürlerini, anlatılaştırdığı tümel durumdan çıkarıp, tikelleştirerek, kalıcılaştırmıştır.

Yaşar Kemal, "tarihselin" içerdiği insancılaştırıcı, özerkleştirici ve özgürleştirici öğelerinin yanı sıra, “günceli” romanlarında birlikte serimlemiştir.  Diyalektik bir kavrayışla, tarihsel ile günceli harmanlamıştır. Böylece, toplumsal belleği ve eleştirel bilinci, tarihsel kökleriyle buluşturarak, sağlam bir temel üzerinde süreklileştirmiştir.

 Bu düşünsel eğilim ve estetik yetkinliğiyle, "yereli", tüm dünyada duyumsanır biçimde estetikleştirerek, "evrensel" ile buluşturmuştur. Onun bu estetik/yazınsal yetkinliği, Anadolu/Türkiye edebiyatının dünya edebiyatına eklemlenmesine önemli katkıda bulunmuştur. Türkiye edebiyatını dünya edebiyatı düzeyine çıkarma konusunda Nazım Hikmet'in özellikle şiir türünde yaptığını, Yaşar Kemal düz-yazı veya epik türde yapmıştır. Yapıtları birçok dünya diline çevrilmiş ve dünya edebiyat okurlarının büyük beğenisini kazanmış ve böylece Nobel Edebiyat Ödülü için önerilen ilk Türkiyeli yazar olmuştur.

Halk edebiyatını, âşık geleneğini, Dadaloğlu ve özellikle Karacaoğlan'ı gibi çok önemsemesinden dolayı, Anadolu'nun köylerini dolaşarak derlediği halk edebiyatı ürünlerini de çeşitli gazetelerde yayımlamıştır. Yaşar Kemal'in Karacaoğlan sevgisi "Okula gitmeseydim, belki de elimde saz, şu anda bir kasabada köyde Köroğlu anlatıyor olurdum" (Tekin Sönmez: Yaşar Kemal’le Uzun Bir Söyleşisi 29.5.1978) diyecek denli köklü ve yoğundur.

Yaşar Kemal'in yazınsal üretiminin çeşitliliği ve kendi çoğulcu ve özgürlükçü dünya görüşü, onun şu sözlerinde anlamını bulmuştur: "Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım"



(1)Yaşar Kemal: Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor. İstanbul, 1993.
(2) Yaşar Kemal: Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor. İstanbul, 1993.
(3) Bkz. Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor.
(4) Ernst Bloch ile ilgili ayrıntı için: Onur Bilge KULA: “Brecht, Lukacs, Bloch- Sanat ve Edebiyat” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014
(5)  Ernst Bloch: "Kann Hoffnung enttaeuscht werden- Umut, Düş-Kırıklığına Uğratılabilir mi?"; içinde: aynı yazar: "Gesellschaft und Kultur- Toplum ve Kültür"; Suhrkamp, Berlin 2010, s. 453- 460.
(6)  Baldaki Tuz. Yazılar, Konuşmalar. Basıma Hazırlayan: Alpay Kabacalı. Can Yayınları. 5. Basım. İstanbul, 1995.
(7) Bkz. Yaşar Kemal: Baldaki Tuz. Yazınlar, Konuşmalar. Basıma Hazırlayan: Alpay Kabacalı. Can Yayınları. 5.Basım. 1995, İstanbul.
(8) Yaşar Kemal: Baldaki Tuz. Yazılar, Konuşmalar. Basıma Hazırlayan: Alpay Kabacalı. Can Yayınları. 5. Basım. İstanbul, 1995.
 (9) Ayrıntılı bilgi için: Onur Bilge kula: “Marx, Benjamin, Adorno. Sanat ve Edebiyat”; İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2013

0 yorum:

Yorum Gönderme