Cervantes’in Eşikteki Karakterleri (Murat ÖZBEK)

Karar anı, eylemde bulunacak kişi için bir eşiktir. Bu eşikte geçişi risk alıp alamama durumunun verdiği huzursuzlukla beraber bu huzursuzluğun tetiklediği tedirginlik belirler. Eşikteki geçiş toplumsal normlar dâhilinde onurlu bir davranış olarak karşılanacak olsa bile tedirginlik ve huzursuzluk bu geçişi erteleyebilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Eşiği geçmek, geçiş anında risk barındırır. Daha net bir ifade kullanırsam, asıl belirleyenin “risk” olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Çoğu zaman söz konusu olan risk, kişiyi ya eşikte sallandırır ya geri adım attırıp geçmişin içinde eritir.

Miguel De Cervantes Saavedre’in Örnek Alınacak Hikâyeler ismiyle Kırmızı Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan öyküleri yoğun bir şekilde “karar anı” temaları ile belirlenir. Elbette hayatın her alanında karar verme anıyla karşılaşırız, fakat Cervantes’in öykülerinde –yazarın ifadesiyle- kurt ve kuzunun karşılaşmasındaki karar anı dikkat çekicidir.

Eşik, Sınır Ve Geçiş

Bu yazıda söz konusu kitaptan “Rinconete ve Cortedıllo” isimli örnek hikâye üzerinden karar anında ortaya çıktığını iddia ettiğim zorlukları temellendireceğim. Öykü bir hırsızla kumarbazın karşılaşmasının ve hırsızla kumarbazın arkadaş olmalarının hikâyesini anlatır. Hikâyenin başlarında geçen tanışma faslında Rinconete doğduğu yeri şöyle tanımlar: “Ben, beyefendi, ünlü yolcuların birbiri ardına geçtikleri bir yer olmakla nam salmış olan Feunfridalıyım.” Feunfrida, İspanya’da kralın ve kraliyet mensuplarının çiftliklerine gitmek için geçmek zorunda oldukları Guadarrama Dağları üzerinde bir yerdir. Bu geçiş bir zorluğu barındırır ve bu zorluk göze alınması gereken bir zorluktur. Zorluğu ortaya çıkaran geçiş işlemindeki güzergahtır. Geçişin sözlükte birden fazla anlamı olduğunu ve bu anlamların tümünün de ilgi çekici olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikli anlamı “geçme işi” olarak tanımlanır. İkincisi “herhangi bir durumdaki değişme”, bir sonraki anlam ise müzikle ilgili olarak “bir tondan başka bir tona atlama” olarak belirlenir. “Geçme işi” fiili bir durumu anımsatsa da teorik bağını da gözden kaçırmamak gerekir. Bizim ilgimize hasıl olan da bu teorik bağdır. Üçüncü, dördüncü hatta beşinci anlamı ortaya çıkaran teorik bağ, meseleyi daha da karmaşıklaştırır. Zira eşikteki geçiş artık salt geçiş değildir. Eşiği açık bir sınıra dönüştüren bir hal alır.

İki arkadaş birbirlerine güvendikten sonra beraber iş yapmaya karar verirler. Ardından hem kumardan hem hırsızlıktan biraz para kazanırlar. Bulundukları şehirde birkaç badire atlattıktan sonra Sevilla’ya giden atlı bir konvoya katılırlar. Sevilla’ya geçişte gümrük kapısını kullanmak zorundadırlar. Bu sefer onları Sevilla’ya götürmek için yanlarına alan atlı konvoyu soymaya niyetlenirler ama bu konuda henüz bir karara varmış değillerdir. Fakat tam gümrük kapısına geldiklerinde geri dönüşü olmayan bir karar vermeleri gerekir. Sınır geçildikten sonra yolları ayrışacaktır ve ellerine geçmiş olan bu fırsatı tepmiş olacaklardır. Öte yandan onları sınırdan geçirerek yardımcı olmuş birilerini soymanın huzursuzluğu ortaya çıkmaktadır. En nihayetinde eşik bir sınırda ortaya çıkmıştır. Bir adımın, içeriyi dışarı, dışarıyı içeri yapmaya muktedir ettiği bir sınırdır burası.

Hırsız konvoydan birinin çantasını açar ve bir şeyler çalar. Kaçınılmaz olarak sınırda bir karar verilecektir ama bizi ilgilendiren şey karardan öte, karar anıdır. Daha ilginci eşiğin bir sınırda ortaya çıkmasıdır. Sınırdaki eşikte verilen karar, tekrarlanamazlığın ve tekrarlanamazlıktan dolayı kaçınılmazlığın zorluğunu, ortaya çıktığı “an” içindeki kabiliyetinden alır.

Bu türden “an”lar zalimlik, doğallık, şefkat, merhamet gibi imgeleri de beraberinde getirir. İmgeler öykünün başında verilir. Dahası öykü bu imgelerle şekillenir ve ardından kararlar verilir. Ne var ki bu şekillenme yazarın çizdiği hatta ilerlemez. Üstelik yazar böyle bir hat çizme gayretinde de değildir. Daha çok okuyucunun okuma biçimi yaklaşımları şekillendirir.

Geçiş, Doğa Ve İrade

Öyküdeki geçiş ve sınır vurgusu modern ya da post-modern dönemden daha ziyade Romantik dönem felsefesindeki mevcudiyet meselesi ile bağlantılı topos vurgusu üzerinden kurgulanmıştır. Özellikle Guadarrama dağı Rousseau metinlerindeki doğa tasvirlerini anımsatır. Rousseau’da olduğu gibi bu öyküde de doğa belirleyici rol oynar. Kişiyi eşikte karar vermeye zorlayan hep doğadaki engeller olmuştur. Kraliyet çiftliğine ulaşmak için Guadarrama Dağları geçilmelidir ya da atlı konvoydan bir şeyler çalmak için sınırdan geçmeden karar verilmelidir. Her iki durumda da kişinin iradesi yazar tarafından devre dışı bırakılmıştır. Her ne kadar karar veren öykünün karakteri olarak görülse de karar vermeye zorlayan şeyin ne olduğu bu yazıda konu edildiği gibi öykünün de şekillendiricisi olmuştur. Bunu söylememe imkân tanıyan şey ise karakterlerin karar vermek zorunda olmalarıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi karar anı ile karşılaşmak kaçınılmazdır ama bu “an” kendi kabiliyetini ortaya koyduğunda karar vermemek (kararsız kalmak değil, bilinçli olarak karar vermemek) bir seçenek dâhilinde olamıyorsa verilen karar kişinin iradesiyle verdiği bir karar değildir.

Sözün özü, Cervantes, öykülerinde vurucu bir dil biçiminden ziyade imgeleri ve kavramları bir yöntem olarak belirlemiyi tercih etmiştir. Öykülerdeki konular kompleks konular olarak seçilmemiştir, fakat bunun yerini detaylardaki belirlenimler almıştır. Dolayısıyla öyküler uzun tartışmalara mahal verecek biçim ve maksatla ilerler.


ÖRNEK ALINACAK HİKAYELER, Miguel De Cervantes Saavedre, Kırmızı Yayınları, 2010, İstanbul.






0 yorum:

Yorum Gönderme