Basın Özgürlüğü Üzerine: Tarihin Tekerrürü mü? (Bora ERDAĞI)

Tarih sadece geçmişe dönük bir anlatı olsaydı, ne vakanüvislere ne de karnından konuşanlara çok fazla iş düşerdi, fakat yine de bir kaynak olarak esinlendirici olmayı sürdürebilirdi. Oysa tarih, tarih yazımının günümüze kadar elde ettiği birikime bakıldığında, geleceğin bir anlatısı olarak şimdide kurgulanan bir geçmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu haliyle tarih, olaylar zinciri olarak ifade edilenlerin ötesinde değerlendirilir. Çıkarlar,...

“Devrimci Şiddet” Neden Şimdi? (Onur KARTAL)

“Şiddete evet ya da hayır demek üzerine uzun uzun tartışmaya gerek yok. […] Şiddet vardır, kendi kendini meşrulaştırmaktadır, çünkü kapitalist üretim tarzının alçalttığı ve alaya aldıklarının mantıki ifade tarzıdır.” Doğrudan Eylem, Komünist Bir Proje İçin, Mart 1982. Epigraf, okuyucuda ilk bakışta Isabelle Sommier’in mercek altına aldığı dönemin tarihsel koşulları içerisinde devrimci şiddeti meşrulaştırdığı izlenimi uyandırabilir. Ancak yazar,...

Provokatif bir sorgulama: Hayatın Anlamı (Kansu YILDIRIM)

Terry Eagleton yeni kitabında yanıtının olduğundan bile şüphe ettiği bir soruya yanıt arıyor: Hayatın Anlamı. İlk bakışta (Marx’ın ifadesi) “duru gökyüzünde çakan şimşek” misali hayatın anlamını soran/sorgulayan bu kitabın neden kaleme alındığını anlamakta zorluk çekebiliriz ama iz takibi yaptığımızda durum netleşir. Eagleton Estetiğin İdeolojisi’nde evrensel tarihi sorguluyordu ve bu tarihin “herhangi bir temeli varsa, o tarih mutluluk birikimine...

Edebiyat ve Edebiyat Eleştirisi (Bora ERDAĞI)

Türkiye’de Türkçe edebiyatın yeterince gelişim imkânı bulamadığından şikâyet eden çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bu kişiler ister meslekten bir edebiyatçı ister amatör bir edebiyatsever olsunlar şikâyet olarak ilkin, edebiyat eleştirisinin yokluğuna ya da yetersizliğine odaklanmaktadırlar. Pek haklı olarak süreli edebiyat dergilerinde sürekli olmayan tek şeyin edebiyat eleştirisi olduğuna ve/veya tek başına edebiyat eleştirisinden mürekkep olan...

Yoksulların Fazlası (Cahide SARI)

Yoksulluk, oldukça uzun zamandır, uluslararası kurumların, devletlerin ve insan hakları örgütlerinin politika belgelerinde, ortadan kaldırılması mümkün olmayan ancak sonuçları üzerinde bir takım düzeltmelerin gerçekleştirilebileceği kötü başlamış bir hikâye olarak tarif ediliyor. Bu belirlemenin kabulü, meseleye ilişkin yeni sorular sorma ve gerçeklikle farklı biçimlerde ilişkilenme ihtimallerinin büyük ölçüde iptali anlamına geliyor. Bu lügate...

Çokluk’un Manifestosu: “Duyuru” (Kansu YILDIRIM)

Ortak Zenginlik kitabını enine boyuna sindirerek tartışamamışken Hardt ve Negri Duyuru isminde yeni bir eserle karşımızdalar. Duyuru, isminden de anlaşılacağı gibi hem içeriye hem de dışarıya doğru bir tespit, değerlendirme ve analiz kitabı. Her ne kadar kitabın giriş kısmında “bu bir manifesto değil” şeklinde ibare kullansalar da ilerleyen sayfalarda tespitlerini belirli önermelerle destekledikleri için birilerine bir şeyler duyurdukları manifesto...

Çocukluk ve Tarih (Abdurrahman AYDIN)

Türkiyeli okurlar olarak Giorgio Agamben’i daha çok siyaset üzerine düşünceleriyle tanıyoruz, özellikle de Kutsal İnsan ve İstisna Hali’yle. Bu iki metinde Agamben, bir yandan Foucault’nun bio-siyaset kuramının tıkanıklıklarıyla boğuşup yeni kanallar açma arayışına girmişken, öbür yandan da Schmitt tarzı klasik siyaset düşüncesinin karşısına Benjamin’ci bir tarzı çıkararak siyasal alanın sınırları sorununa eğilir. Fakat Agamben’in çalışmaları,...

Sermaye Muamması Çözülüyor mu? (Ebubekir AYKUT)

Kapitalizmin krizde olduğuna dair teorik saptamalar, verilere dayalı analizler ve siyasal propagandalar yıllardır dillendirilmekte. Özellikle Marksistler krizlerin ikili doğasına sıklıkla vurgu yapmaktalar; kapitalizmin kendini yeniden rasyonelleştirmesi veya kapitalizme alternatiflerin doğabilmesi için fırsat anları. Her ne kadar kapitalizmin tarihi birçok krizi içeriyor olsa da çoğunlukla krizlerin sermaye tarafından fırsata dönüştürüldüğünü...

İçeriden Bir Mektup: Ömrümüz Yeniden (Eren ŞAHİNER)

Yaşadığımız bataklıkta gökyüzünün rengini her an yüzünde hissedenlerin sayısı çok az. Yalçın Hafçı’nın Ömrümüz Yeniden isimli öykü kitabının arka kapağına Oscar Wilde’den alıntıladığı “Hepimiz aynı bataklıkta yaşıyoruz, ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” sözüne bunun için ufak bir tahribat yapabiliriz. Bataklıkta yaşadığının farkında olmayıp sadece gökyüzüne bakanlardan mı olmalı, yoksa bataklıktayken bile inatla gökyüzüne ellerini uzatanlar...

Varoluş Karmaşasına Yolculuk (Doğuş SARPKAYA)

Hepimiz yaşamımızın bir noktasında kendimizden sıkılmaya başlarız. Aynı bedenin içinde devinmek, her gün aynada aynı yüzü görmek, günlük yaşamın rutininde kendimize yabancılaşmak kolay değil tabii ki. Belki de onun için kaçış ya da rutini reddediş hikâyeleri, bizi en çok etkileyen roman konularından biri. Pascal Mercier’in, Lizbon’a Gece Treni romanı da bir kaçış, kurtuluş hikâyesi ile açılıyor. Antik diller öğretmeni olan Raimund Gregorius,...