Sınıf Tartışmasında Farklı Kavrayışlar (Ebubekir AYKUT)


Karl Marx, Joseph Weydemer’e gönderdiği 5 Mart 1852 tarihli mektupta modern toplumda sınıfların ve sınıflar arasındaki mücadelenin varlığını keşfetme onurunun kendisine ait olmadığını belirtir. Marx’ın bu ifadesinden diğerlerinin yanı sıra çıkartılabilecek bir saptama vardır; her sınıf ya da sınıf çatışması diyen Marksist anlamda sınıf ya da sınıf mücadelesinden bahsetmez. Sınıf ve sınıf mücadelesi kavramlarının kullanımından imtina edildiği günümüzde bahsi geçen saptamayı vurgulamak saçma gözükebilir. Söz konusu kavramların açıklayıcılığını yitirdiği iddialarının hâkim olduğu bir zamanda kavramların farklı kavrayışlarına dikkat çekmek ne kadar abestir!

Diğer yandan aslında tam da bahsi geçen zamanlarda sınıfın (Marksist, Weberci ve Durkheimcı) farklı kavranışlarına odaklanmak gerekli hale gelmiştir. Marksist kavrayıştan sınıf meselesini güncellemenin tek mümkün yolu onun kökenlerine inmek ve onu diğer kavrayışlarla farkını ortaya koymaktır. Böyle bir çaba içerisinde Erik Olin Wright’ın derlediği Sınıf Analizine Yaklaşımlar kitabı yol gösterici olabilir. Kitapta Neo-Marksist, Neo-Weberci, Neo-Durkheimci, Rant Temelli ve Bourdiecu sınıf analizlerinin ve Sınıf-sonrası analizinin temel önermeleri ve birbirlerinden analitik olarak farkları tartışılmaktadır. Günümüzde prekarya, çokluk, orta sınıf, yeni küçük burjuvazi vb. etrafında dönen tartışmaların kökenlerini söz konusu sınıf analizlerinde bulmak mümkündür.

Özgün Noktalar
Yazının amacıyla uyumlu olarak her bir yaklaşımın temel önermelerini tartışmak yerine bazı ilgili yaklaşımların özgün noktalara değinmek gerekir. Marksist sınıf kavramsallaştırmasının ayırt edici unsuru sömürü kavramıdır. Marksistler için toplumsal üretim ilişkileri aynı zamanda sınıf ilişkilerdir, sınıf ilişkileri de sömürü ilişkileri. Sömürü, üretim araçları üzerinde özel mülkiyete sahip sınıfın ücret karşılığı çalıştırdığı emek gücünün ürettiği artı-değere el koymasıdır. Sömürü ilişkisi aynı zamanda bir tahakküm ilişkisidir; üretim araçlarına sahip sınıf bu araçlara sahip olmayanların toplumsal ilişkileri üzerinde yönetim ve denetim hakkına sahiptir. Öte yandan söz konusu ilişkide “sömürenler sömürülenlere aktif biçimde ihtiyaç duyarlar: Sömürenler kendi refahları için sömürülenlerin faaliyetine bağımlıdır”. Artı-değeri mümkün kılan tek güç emek-gücüdür. Sömürü ilişkisi antagonistik çelişkiler üretir ve sınıf mücadelesine neden olur. Karşılıklı bağımlıkları nedeniyle sömürülenlerin çıkarlarının gerçekleşmesi artı-değerden daha fazla pay alma ya da sömürü ilişkisinin ortadan kalkması sömürenlerin çıkarları aleyhinedir. Sınıf ilişkilerinin tanımlanan bu yapısı toplumsal ilişkilerin diğer alanlarındaki faaliyetlerin (kültür, ideoloji, siyaset vb.) sınırlarını çizer.

Weberci sınıf analizinin amacı sınıf konumları ile yaşam fırsatları arasındaki ilişkiyi incelemektir. “Sınıf konumu bireylerin davranış koşullarının belirleyicisidir ve benzer davranış koşullarına sahip olanların benzer davranması beklenir.” Bazı önemli varlıklara (Marksist açıdan söylersek üretim araçlarına) sahip olmak piyasada etkide bulundukları ölçüde bunlara sahip olan bireylere diğerlerine oranla belli avantajlar sağlar. Diğer bir deyişle, piyasadaki belirli yapısal konumlar belirli yaşam fırsatlarının nedensel bileşenini oluşturur. Ancak Weberci yaklaşım açısından bahsi geçen yapısal konum diğer toplumsal konumlardan (kültürel ilişkilerde temellenen statü ve siyasal ilişkilerde temellenen iktidar) sadece biridir. Dahası Weber için statü ve iktidar konumları kapitalizmin rasyonelleşmesi çerçevesinde daha belirleyicidir.

Durkheimcı yaklaşımlar toplumsal işbölümü ve organik dayanışma temelinde sınıf analizine odaklanır. Sanayi toplumunun ilk evrelerinde sınıf çatışması ortaya çıkmış ancak sonrasında devletin müdahalesi ve organik dayanışma yolu ile çatışma kurumsallaşmıştır. Diğer yandan artan toplumsal işbölümü ve bireyselleşme sınıfsal değil meslekler arası bir bölünmeye evrilmiştir. Meslekler aynı zamanda mekanik dayanışma düzeyinde mesleğe özgü “belirli fikirler, belirli kullanım biçimleri ve şeyleri benzer tarzda görme biçimleri”, organik dayanışma düzeyinde ise mesleki karşılıklı bağımlılıklar üretir. Durkheim için toplumsal eşitsizlikler toplumsal işbölümünün sonucu olan işlevsel ve değer temelli (liyakate dayanan) eşitsizliklerdir. Toplumsal işbölümünün neden olduğu aşırı uzmanlaşma bu kapsamda yabacılaşmaya yol açmaz daha ziyade “mikro düzeyde görünür işbirliği ve koordinasyon ilişkileri”ni ortaya çıkarır. Bu görünür işbirliği ve koordinasyon ilişkileri “bir meslek ahlakı sistemini oluşturmak ve denetimini sağlamak, üyelerle diğer birlikler arasında yaşanabilecek çatışmaları çözmek ve siyasal yönetimde temel temsil yapıları olarak hizmet etmek” amacını haiz meslek birlikleri yaratır.
Bir sınıf-sonrası analizi günümüz toplumsal koşullarının sadece sınıfsal eşitsizliklerin ortaya çıktığı ve temel belirleyici olduğu toplumsal koşullardan farklı olduğunu vurgular. Günümüzde toplumsal eşitsizlikler karmaşık bir biçim almış, iç içe geçmiştir. Sınıfsal eşitsizliklerin yanı sıra eğitim ve bilginin (“sertifikalaştırma” yoluyla oluşan profesyonelleşme), yurttaşlık ve demokrasinin (mülteciler, yasadışı göçmenler, sığınmacılar vb.’nin yurttaşlık haklarından dışlanması), toplumsal cinsiyet ve ırk ilişkilerinin etkisi ile toplumsal eşitsizlikler çeşitlenmiştir. Dahası söz konusu eşitsizlik biçimleri “işlevsel, toplumsal ve ahlaki olan toplumsal farklılaşma”, esnekleşme”, “tüketimin merkezileşmesi” ve bireyciliğin gelişmesi” ile birlikte “melez” bir biçime bürünmüştür. Bir işçi aynı zamanda kadın olma, göçmen olma ya da Kürt olmanın yarattığı eşitsizliklerin etkisini aynı anda hissetmektedir.

Sonuç
Aslında sınıf meselesi toplumsal eşitsizlikler görünür hale geldikçe -ki günümüz koşullarında aksini iddia etmek çok mümkün değildir- tekrardan gündeme gelir. Dosya konularımız olan prekarya, esnekleşme ve yeni küçük burjuvazi, orta sınıf üzerine tartışmaların güncelliği bunun bir göstergesidir. Belirtmek gerekir ki sınıf tartışmalarında bu kısa yazının göstermeye çalıştığı gibi farklı kuramsal konumlar ve tutumlar vardır ve sınıf meselesini tartışırken bu farklılıklar göz önüne alınmalıdır.
SINIF ANALİZİNE YAKLAŞIMLAR, Erik Olin Wright (Der.), Çev. Kolektif, NotaBene Yayınları, Ankara, 2014.


0 yorum:

Yorum Gönder