B’eleştiri Düşmanı Eleştirmen: Hüseyin Cöntürk (Ersun ÇIPLAK)

 Ülkemizde güncel edebiyat eleştirisi, “gastelerde” tek ölçütü köşe sahibinin beğenisi olarak yapılageldiği sürece, bu, eleştiri değil, b’eleştiri olmaya devam eder. Dahası, Doğan Hızlan’ın yaptığı gibi, kimilerinin yeterince düşünmeksizin öne sürmüş olduğu, ‘modern klasik’ gibi bazı kavramları gerekçe göstermeksizin alkışlamak ise b’eleştiri olarak tanımladığım durum için bir örnektir. Konunun bu kısmıyla ilgili şu an fazlaca konuşmanın lüzumu yok. Ancak şunu söylemekte yarar var: Ülkemizde öznel eleştirinin ya da b’eleştirinin hegemonyası nispeten aşıldıysa bu noktada en büyük pay Hüseyin Cöntürk’ün…

Cöntürk, yazdığı yazılarla eleştirinin ne olduğunu, nelere odaklanması, nasıl bir dil kullanması ve bilimlerle nasıl bir ilişki kurması gerektiğini açıkladığı kadar, eleştirmenin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini de titizlikle ve ince ince açıklamıştır. Eleştirmende bulunması gereken özelliklerden en önemlisi, iş ayrıntısıdır: “Biz, tutumca iş görürken sıçramayan bir eleştirmeden yanayız. Sıçramayan eleştirmede ilkin yapıtın özelliklerinin ne olduğunun ortaya konması gelir, sonra da bulunduğu anlaşılan özelliklerin beğenilir cinsten olup olmadığına bakılarak yapıtın değerinin biçilmesi gelir. (…) Bu iki iş kimi zaman birlikte de yürütülebilir. Ama birincisi yapılmadan ikincisine atlanmaz. Atlanırsa, bu, ‘sorumluluk duygusu’ zayıf olan bir eleştirme yazısı ile karşı karşıyayız demektir.” (Çağının Eleştirisi: 1. Kitap, YKY: 2006, s. 19) Yani, eğer birisi iyi eleştirmen olmak istiyorsa, öncelikle onun iş ayrıntıları ilgisinin yüksek, sonra da araştırmacı kişiliğe sahip olması gerekmektedir. Zira Cöntürk’e göre, eleştiriyi de kapsayan bir şekilde edebiyatı, incelediği türü ve ilişkili türleri bilmeyen ve herhangi bir eseri ele almayı kolaylaştıracak felsefi ve bilimsel bilgi birikimine sahip olmayan birinin eleştirmen olabilmesi mümkün değildir.

Elbette Cöntürk’ün eleştiri alanına yaptığı en önemli katkı, eleştirinin bir edebi tür olmadığını göstermesi, edebiyat eseri üzerine terimlerle konuşmayı gerektiren bir disiplin olduğunu vurgulamasıdır. Böylece Cöntürk, eleştiriyi, nesnesi sanat eseri olmasına rağmen, neredeyse bilimsel bir etkinlik olarak değerlendirmiştir. Her şeyden önce kavramsal düşünme ve etkinlik, alana yönelik derin bir bilgi birikimini gerektirir ve böylece o etkinlik alanının incelenmesine ve bu incelemenin sunumuna yönelik kayda değer bir kolaylık sağlar. Bu sebeple de kavramların net bir şekilde kullanılması, eğer hâlihazırda bir kavram mevcut değilse, eleştirmenin titizlikle tanımlayarak kavramı üretmesi gerekir. Başlı başına bu bile, şimdiki zaman eleştirmenlerinde rastlamaya pek alışık olmadığımız bir sorumluluk bilincinin göstergesidir.

Cöntürk’ün, eleştirel yaklaşımını, ‘Yeni Eleştiri’ akımına uygun bir şekilde yapılandırdığına yönelik çalışmalar yapılmıştır. (Dr. Esma Dumanlı Kadızade, “Hüseyin Cöntürk ve Yeni Eleştiri”, http://www.tubar.com.tr/TUBAR%20DOSYA/kadzade_esma%20dumanl%20189-199.pdf) Ancak Cöntürk’ün yaklaşımına bir temel bulmak istendiğinde bu temeli, yeni eleştiriden önce, Rus biçimcileri, yapısalcılar ve Prag okulu üzerine kurmak daha doğru ve yerinde bir çaba olacaktır. Bilinmektedir ki Michael Riffaterre’den Tzvetan Todorov’a kadar pek çok kuramcı müstakil bir alan olarak poetikayı ele alma uğraşında olmuştur. (Todorov, Yazın Kuramı: Rus Biçimcilerin Metinleri, çev. Mehmet Rifat ve Sema Rifat, YKY: 2005; Poetikaya Giriş, çev. Kaya Şahin, Metis Yay.: 2001; Riffaterre, “Fear of Theory”, New Literary History: 1990) Edebi metni, siyaset, felsefe, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı alanların nesnesi kılmadan ele almanın yollarını araştırmışlardır.

Böylesi bir kuramsal bakış üzerine yaklaşımını temellendiren Cöntürk, edebi eserin karakteristik özelliklerini tespit ederek onun hakkında yargıya ulaşma yolunu seçmiştir. Bunun için mesela “Şiir ve Retorik” başlıklı metnine bakılabilir. Bu metninde retorik ve şiirin farklılığına değinip, çok önemli bir şair hastalığını ortaya koymuştur. Elbette onun bu sivri dilinden Nedim başta olmak üzere, Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba, Dağlarca, Oktay Rifat ve hatta Melih Cevdet de almıştır payını. (ÇE, s. 413) Ve ne güzel anlatmıştır derdinin kişisel olmadığını, koyduğu kriterlere dayanan bir eleştiri yapmaya çalıştığını… Bunu başarabilmesinin en önemli nedeni, elbette ki Cöntürk’ün, “seçik düşünme ve yazmak kaygısını başta” tutmuş olmasıdır. (ÇE, s. 17)

Gaston Bachelard, Ateşin Tin Çözümlemesi’nde öznel ve nesnel ayrımını ve bunların birbiriyle ilişkisini net bir şekilde açıklamıştır. (çev. Nail Bezel, Öteki Yay.: 1999) Aynı zamanda en kralından nesnelliğin bile öznellik olmaksızın anlaşılamayacağını söylerken, sanki Cöntürk’e destek veriyor gibidir. Çünkü Cöntürk, bir toplam olan Çağının Eleştirisi’nde nesnel eleştiriyi tanımlamaya ve örneklendirmeye çalışırken, “Bir yapıtta kendimizin üstün tuttuğu özellikleri, varlıkları bulamazsak o yapıt bizce, bizim ölçütlerimize göre, kötü olmuş olur.” (ÇE, s. 21) diyerek, ne kadar olursa olsun, eleştirmenin işine bir miktar öznelliğin karıştığının farkında olduğunu da ifade eder. Ancak bu noktada biraz daha dikkat etmek lazım onun öznel ve nesnel anlayışını kutuplaştırmasına. Çünkü Cöntürk, öznel eleştiri derken, kişisel beğeniye dayanan ve metnin edebiliğine ve belirli, herkesin aynı şekilde ele alabileceği kriterlere dayanmayan ahkâm kesmeleri hedef almıştır kendine. Bir eleştirmenin önemsediği, ancak aynı yönleri dikkate alan bir başka eleştirmenin, aynı neticeye ulaşmasa bile, net bir şekilde kıyaslayarak ele alabileceği yönlere odaklanan eleştirileri değil.

Bunun için de elbette eleştirmenin ettiği lafın sorumluluğunu alabilecek duruşa ve donanıma sahip olması gerekir.

Bu nedenle sıçramayan eleştiride ısrar eder.

Temel koyucu nitelikte ne demiştir Cöntürk: “Nasıl bir romancı olmak için bundan önce o ve benzeri türde yapıtları okumaya ihtiyaç varsa, eleştirmeci olmak için de eleştirel edebiyatı takip etmek zorunluluğu vardır.” (ÇE, s. 23)

Eleştirimizin 'uç beyi' Cöntürk, Çağının Eleştirisi ile sadece çağının değil, çağımızın da eleştirmeni olmayı sürdürüyor.

ÇAĞININ ELEŞTİRİSİ
, Hüseyin Cöntürk, Yapı Kredi Yayınları, 2006



0 yorum:

Yorum Gönder