KAOS GL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAOS GL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KAOS-GL Dergisi 128. Sayı (Helin KÜÇÜK)

LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender) Kültür/Yaşam Dergisi Kaos-Gl Ocak-Şubat 2013 sayısına, 10-16 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum'da yapılan etkinliklerine büyük ilgi gösteren destekçi ve okuyucularına teşekkür ederek başlıyor.
Derginin dosya konusu ise "Şeyleşme vs. Queer". Konuya dair yazıların sahipleri ise "Anti-Kapitalist Queer ve Queer Anti-Kapitalizm: Yeni bir Dil?" ile Göksun Yazıcı, "Homofobi & Queer Korkusu" ile Hakan Bilge ve "Tür Yasasının Yasadışılığı: Bir Türsüzlük Talebi Olarak Queer Siyaset" ile Nurhayat Köklü.

Ama bence bu sayının en önemli iki yazısı -derginin bundan sonra düzenli konuklarından olacak- LİSTAG (LGBT Aileleri İstanbul Grubu) ve "İçeriden dışarıya hapishane alanında yaşananları..." Kaos-Gl okuyucularıyla paylaşacak olan Zafer Kıraç'ait.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Başkanı Zafer Kıraç "Hapishane" sayfasının hapishanelerde bulunan LGBT bireylerin yaşadıklarına tanıklık edeceğini ve elbette bu tanıklığın çözüm odaklı olacağını aktarıyor bu ilk yazısında. Kıraç'ın yazısında da yer alan Brezilyalı bir mahkumun mektubunda da ifade ettiği gibi lgbt bireyler iki kere cezalandırılıyorlar: biri hakimin verdiği, öbürüyse başka mahpusların ve önyargılı hapishane yönetiminin verdiği ceza. Gerçi bu noktada ve bu satırları okurken elbette insanın aklına şu sorunun gelmesi oldukça doğal: O mahpuslar kim? O önyargılı hapishane yönetimi kim? Bence bu sorunun cevabı oldukça basit. Bu durumu bilen, duyan, belki üzülen, vicdan azabı çeken ama çözüme, farkındalığın yayılmasında rol oynamayanlar yani ben,sen,o,biz,siz,onlar.

Bu çemberin dışında kalmak adına atılacak tek adım ise Kıraç'ın hazırlayacağı bu sayfayı okurken, masal dinleyerek uyumaya hazırlanan bir çocuk gibi değil bu çözümün bir parçası olmaya gönüllü bir kimse olarak okumak.

Çemberin neresinde duracağını en çok kestiremeyen bir diğerleri ise hiç kuşkusuz ailesinde LGBT birey olanlar. "LGBT Aileleri" gibi bir ifade, ilk başta kulağa bir mağduriyet (elbette birçoklarına göre derin bir keder yaratan cinsinden) üzerine toplanmış bir grup gibi geliyor. Evet mağduriyetleri var ve de ortak dertleri ama sanılmasın ki buna karşın bu grubu kuran ya da çözüme dair LİSTAG'a üye olan aileler oturup evlatlarının, babalarının, kız kardeşlerinin toplumun "aile yapısına" ne kadar da uygunsuz bir halde olduklarını birbirlerine söyleyip ağlaşıyorlar. Bu anlamsız hale karşı önce birbirlerine sonra hepimize destek vermek ve bir farkındalık yaratmak için oradalar. "Benim çocuğum..." adlı yazıda üyelerle yapılan röportaj nasıl ezberlerin bozulabildiğini gösteriyor.

Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun en sevdiğim şiiridir "Marifet" ve şöyle der:

"Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali"

Her iki sayısını da büyük bir iştahla tanıtmaya çalıştığım Kaos-Gl Dergisi'nin ele aldığı konular belki birçokları için marjinal, yoz ve en hafif tabiriyle aşırı kokular salıyor olabilir. Fakat havayı biraz daha dikkatlice koklayacak olurlarsa, biçimine getirilip de ezilmiş olan Ahmet'i seven Ali'nin, Zeynep'i seven Ayşe'nin, annelerinin, oğullarının ya da kızlarının tükenmez inatlarıyla ve sabırlarıyla ülkemizin havasına kekik, lavanta çiçeği, fesleğen kokularını bıraktıklarını anlayabilirler.

KAOS GL Dergisi 127. Sayı (Helin KÜÇÜK)


“Eşcinsellerin kurtuluşu, heteroseksüelleri de özgürleştirecek” sloganıyla 127. sayısını çıkartan Kaos Gl dergisi, LGBT bireylerin çalışma alanlarında yaşadıkları zorlukları ve verdikleri mücadeleyi ele alıyor. Sayının dosya konusunu da - 10-15 Aralık’ta Ankara’da gerçekleşecek “Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum”da da tartışılacak olan -“Sosyal Politikalar” olarak belirliyor.

Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireylerin aile içinde başlayıp sosyal yaşamda devam eden ve toplum tarafından “aile değerleri”, “müstehcenlik”, “genel ahlak” kılıflarıyla süslenerek maruz kaldıkları ayrımcılık kendini yakıcı bir biçimde iş alanında da gösteriyor. “Peki bu konuda ne yapmalı?” sorusuna cevap arayan bu sayıda Elif Tuğba Doğan yazısında ilk başta görünürlükleri sebebiyle bu ayrımcılığı en can acıtıcı biçimde yaşayan ve çalışma/yaşam alanlarında devletin göz yummasıyla fiziksel şiddete, nefret cinayetlerine maruz bırakılan trans bireylerin pratiklerini bizimle paylaşıyor.

Yukarı da saydığımız ve dillere pelesenk olmuş kılıflar sebebiyle çalışma alanından dışlanmaları “normalleştirilen” ve çoğu zaman eğitim, barınma, sağlık kısacası yaşama haklarını edinebilmek adına seks işçiliğine mecbur bırakılan trans bireylerin işgücü piyasasından dışlanma pratiklerinin ardından LGB bireylerin bu alanlarda yaşadıkları zorluklar anlatılıyor. Anlatılan şeyler her ne kadar aşikâr olsa da vuruculuğunu okurken yitirmiyor. Çünkü Doğan’ın da yazısında belirttiği gibi mesele “açık olmak” ya da “olmamak” üzerinden dönüyor. Yapılan görüşme ve araştırmaları bizimle paylaşan Doğan’ın yazısında LGB bireylerin büyük ölçüde iş alanında veya başvurular esnasında cinsel yönelimlerini saklamaktan yana olduğunu belirtiliyor. Bireylerin kendilerini görünmez kıldıkları oranda iş ve sosyal hayatta toplum tarafından görünürlüklerinin arttığı yakıcı bir şekilde yazıda sunuluyor.

Bu soru ve sorunların çözümüne dair ise - konunun iyi bir dökümünü yapan ve çözüm yollarını araştıran- yazar yazısını şu cümlelerle bitiriyor “Toplumsal adalet ve barış hedefi tüm kesimlerini içerdiği ölçüde gerçekleşebilir. LGBT örgütleri kadar sendikaların, akademinin ve diğer sivil toplum kuruluşlarının konuya duyarlı olmalarına ihtiyaç vardır.”

Dosya dışı yazılarda ise Cenk Erdem’in Neşe Karaböcek ile yaptığı röportajı ve Selçuk Candansayar’ın “Adalet’in iffeti var mı?” adlı yazısı ilgi çekici.