İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çağdaş İspanyol Edebiyatının en başarılı yazarlarından: Juan Gómez-Jurado (Nilgün BAYRAKDAR)

Çağdaş İspanyol Edebiyatının en başarılı yazarlarından biri olan Juan Gómez-Jurado 1977 yılında Madrid’te doğdu. San Pablo CEU Üniversite’sinde Bilişim Bilimleri okuyan yazar aynı zamanda gazeteci olarak da tanınıyor. Gazetecilik kariyerinde Canal Plus, Cadena Ser, ABC, TVE ve Le Voz de Galicia’da çalıştı. Yazar hala JotDown dergisinde ve New York Times’ın kitap ekinde köşe yazarlığı yapıyor. İki çocuk sahibi olan gazeteci-yazar tam bir aile babası. Eşinin kanser hastası olduğu teşhis edildikten sonra, yazar kolon kanserine karşı savaşan aktivist oldu.

Yazarın ilk romanı Tanrı Casusu (God’s Spy), Vatikan’daki bir seri katilin hikâyesini anlatıyor. Romanın temel ana fikri ise “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” Roman İspanya’da yayınlandıktan sonra 45 farklı ülkede de yayınlandı. Türkiye’de ise 2009 yılında ilk olarak, ikinci olarak 2011 yılında olmak üzere iki basımla okuyuculara ulaştı. Yazarın ilk romanı tüm dünyada üç milyon sattığı için İspanya’nın gelmiş geçmiş en çok satan romanları arasına girdi. İkinci romanı ise Contracto con Dios (Contract with God) Almanya, İtalya, İngiltere, Hollanda, Finlandiya ve Sırbistan gibi ülkelerde en çok satanlar listesine girdi. Yazarın üçüncü romanı El Emblema del Traidor (360.000 avroluk para ödülü ile) dünyanın en zengin edebiyat ödüllerinden biri olan Torrevieja Şehri Roman Ödülünü ( Premio de Novela Cuidad de Torrevieja) kazandı.

Yazma tarzı enerjik ve sinematografik olarak nitelendirilen Gómez-Jurado ilk romanıyla ilgili bir röportajında; “insanlar genel olarak aptalca davranır, ama kendi Tanrın için öldürmekten daha aptalcası yoktur.” diyor. İkinci romanın kahramanı Andrea Otero ile ilgili olarak, gazetecilik tecrübelerinden yararlanıp yararlanmadığı sorunsuna şöyle cevap veriyor yazar; “ Hatırlarsanız romanın başında Andrea işinden kovulur. Ben de romanı yazmaya başlamadan hemen önce, doğruları söylediğim için işimden kovulmuştum. Bugünlerde böyle olaylar, birçok gazetecinin başına gelebiliyor.”

Gómez-Jurado, Steve Berry, Brad Thor, Douglas Preston, Javier Sierra, Carlos Ruiz-Zafón ve Stephen King gibi yazarların kendisine ilham kaynağı olduğunu belirtiyor.

Yazarın son romanı La Leyenda del Ladrón, 2012’de yayımlandı. İlginç olan ise kitabın ilk iki bölümünü yazarın resmi web sitesinden ücretsiz olarak pdf, e-book ya da mobil formatında indirebiliyorsunuz. Eğer devamını okumak isterseniz yine aynı siteden kitabın tamamını satın alabiliyorsunuz. Belli ki, bu ilk iki bölüm ile okuyucuları kitabı almaya ikna etmek amaçlanmış.

Katalunya’daki Yayınevlerinin Çıkmazı (Nilgün BAYRAKDAR)

Anna Pozas’ın geçen hafta El País’deki haberine göre Katalunya’daki kitap satışları son üç yılda %20 azaldı. Yayın evleri bu azalıştaki temel neden olarak İspanya’daki ekonomik krizi işaret ediyor. Ülkede işsizlik, resmi rakamlara göre beş milyona dayandı. %25’i aşan işsizlik oranı ve tüketici fiyatlarının sürekli yükselmesi, ekonomisi borç kriziyle sarsılan ülkede yaşam koşullarını daha da zor kılıyor. Haliyle bu durum yayıncılık sektörüne de yansıyor.

Yayınevleri yayıncılık piyasasındaki durumun kötü olduğunu doğrulamakla birlikte, diğer sektörlerle kıyaslandığında çok da büyük bir felaketle karşı karşıya olmadıklarını ifade ediyor. Ancak bu iyimser bakış açısı, sektörün içinde bulunduğu şartları göz önüne alınca çok gerçekçi gibi görünmüyor ya da İspanya’daki ekonomik durum düşündüğümüzden daha da kötü. Çünkü okuyucular sadece sınırlı olarak basılı kitaplara erişebiliyor. 2010 Ocak ayından itibaren ciddi sıkıntılar yaşayan Katalunya’daki yayınevleri sadece Katalanca kitapların basımına yönelmiş durumda. İspanyolca ve İngilizce kitaplar ise Avrupa’dan, Latin Amerika’dan ve İspanya’nın geri kalan bölgelerinden ithal edilerek durum dengelenmeye çalışılıyor. Hal böyle olunca basılı yayıncılık piyasasındaki arz, talebe göre sadece ‘çok satanlar’a dayanmakta. Dolayısıyla bugünlerde Katalunya’daki kitapçıların raflarının çeşitliliğinden bahsetmek oldukça zor.

‘Çok satan’ kategorisinin dışında kitap edinmek isteyen okuyucular ise elektronik kitap almayı tercih ediyor ya da almak zorunda kalıyor. 2012 yılındaki kitap satışlarının %5’ini elektronik kitap satışları oluşturmakla birlikte, bu rakamın ilerleyen yıllarda daha da artması bekleniyor. Önümüzdeki yılda da durumu pek parlak görmeyen yayınevlerinin %40’ı şimdiden elektronik yayına geçti.

Şu günlerde Avrupa’da tartışılan yayıncılık ve basılı kağıdın geleceği konusu İspanya’da da gündemde. Basılı kağıdı tercih eden geleneksel okuyucular durumdan oldukça rahatsız. Diğer yandan dijital formatın yaratıcılığı azaltacağı endişesini dile getirenlerin sayısı fazla. Tüm bu tartışmalara rağmen, ekonomik krizin etkisi ve küresel piyasada dijital formatın yükselişi nedeniyle, elektronik yayıncılığa yayınevlerince yapılan yatırımlar olağanca hızıyla devam ediyor. Geleneksel okuyucuların bu sürece ve elektronik kitaba alışıp alışamayacağını ise zaman gösterecek.

Savaş ve Aşkın, Kaçış ve Hayatı Yeniden Keşfedişin Yazarı: María Dueñas (Nilgün BAYRAKDAR)

Günümüz İspanyol yazarlarının romanlarının pek çoğunda, İspanya İç Savaşının ve hemen ardından gelen İkinci Dünya Savaşının izlerini bulmak mümkündür. Çünkü onlar, bu yakın tarihe bizzat tanıklık etmiş ya da tanıklık edenlerin anlattıkları hikâyelerle büyümüş, savaşın mirasını devralmış bir nesil. Onların hikâyesi, savaşla aşkı, ölümle hayatta kalmayı, kaçışla yeni bir hayatı keşfetmeyi bir sarmal içinde yaşayan insanların hikâyesi.

María Dueñas, romanlarında tarihin izini sürmenin mümkün olduğu, günümüzün en ünlü İspanyol yazarlarından birisi. 2009’da yayınlanan “El tiempo entre costuras” (The Time in Between) romanı, bir milyondan fazla satışla, İspanya’da yakın zamanda en çok satan roman olma niteliğine sahip. İspanya’nın 2007’den itibaren içinde bulunduğu ekonomik krizi de göz önüne alırsak, bu oldukça büyük bir rakam. Yazar romanının 25 dilde yayınlanmasından sonra Avrupa’nın da en çok tanınan yazarlarından biri oldu. Romanı okuduktan sonra aslında bu başarıya çok da şaşırmamak gerektiğini anlıyorsunuz. Zira Dueñas, zamanla aşk, tarih, politika ve moda arasında kurduğu müthiş bağı, sürükleyici bir dille süsleyerek okuyucuyu etkisi altına alıyor. Bir nefeste okuduğunuz romanın son sayfasına geldiğinizde, güzel bir rüyadan uyanmanın bıraktığı o hisse kapılıyorsunuz.

“The Time in Between” aslında María Dueñas’ın ilk romanı. 20 yıldır, İspanya’da Murcia Üniversitesinde İngilizce Dil Bilimi dersi veren, 47 yaşındaki yazar, bir bestseller yazarı olacağının daha önce hiç aklından geçmediğini söylüyor. “Her zaman iyi bir okuyucuydum, her zaman dillerin dünyasına merakım vardı ve her zaman canlı bir hayal gücüne sahiptim. Bir gün bu üçünü bir araya getirmeye karar verdim.”

1940 yılında Fas’ta dünyaya gelen annesinin hikâyeleriyle büyüyen yazarın ilk romanının esin kaynağı bu hikâyeler. Roman, İspanya İç Savaşının başladığı yıllardan İkinci Dünya Savaşına uzanan bir zaman diliminde geçiyor. Kitabımızın ana karakteri Sira Quiroga, Madrid’te terzi olan annesinin yanında 20’li yaşlarına kadar çalışır. Mütevazı bir devlet kâtibiyle nişanlanır. Ancak İç Savaşla birlikte her şey değişecektir. Sira Fas’lı yakışıklı bir gence âşık olur ve onun peşinden Fas’a gider. Fas’ta kendini hayal kırıklığı ve terk edilmişliğin içinde bulması, hayatı ve kendisini yeniden keşfetmesine yol açar. Yıllar önce annesinin yanında edindiği terzilik yeteneği ise hayatını yeniden kurmasını sağlayacak ve elinde kalan tek şeydir. İkinci Dünya Savaşının başladığı yıllarda, Sira artık döneminin en önde gelen modacılarından biri olmuştur. Bir Nazi Subayının eşinin modacısı olarak Madrid’e dönmeye ikna olur. Ancak dünyaya kaosun hâkim olduğu, casusluğun ve ihanetin kol gezdiği bu zamanlarda Sira, aşk, ihanet, casusluk ve politika çıkmazının içine hapsolacaktır.

María Dueñas’ın, üç yıldır okuyucuları tarafından dört gözle beklenen ikinci romanı “Misión Olvido”, geçtiğimiz Eylül ayında yayınlandı. Yazar yeni romanında yine başka bir ülkede kendini ve hayatı yeniden keşfetmek için yola çıkan bir kadının hikâyesini konu alıyor. Romanda yine savaşın kekremsi tadını ve tarihin kokusunu almak mümkün. İlk romanındaki başarısını elde etmesinden şüphe duyulmayan Duñas, ikinci romanıyla İspanyol okuyucuları oldukça heyecanlandırmış gibi görünüyor.

“Premio Planeta de Novela” Ödülünün Yeni Sahibi Lorenzo Silva (Nilgün BAYRAKDAR)

“Premio Planeta de Novela” Ödülü geçtiğimiz günlerde sahibini buldu. 61’incisi düzenlenen ödül töreni, Eduardo Mendoza, Angeles Caso, Rosa Regás, María Dueñas gibi pek çok İspanyol ünlü yazarın katılımıyla Katalunya Kongre Sarayı’nda gerçekleşti.

1952 yılından beri “Grupo Planeto” yayın evinin dağıttığı “Premio Planeto de Novela” ödülleri verdiği 601.000 avroluk para ödülüyle, Nobel Edebiyat Ödülünden sonra dünyanın en değerli edebiyat ödülü niteliğini taşıyor. Bu büyük ödülün bu yılki kazananı ise “La marca del merdiano” (Meridiyen Markası) romanı ile Lorenzo Silva. Silva’nın iç savaş döneminde geçen polisiye romanı, tarihe ışık tuttuğu gibi bir aşk hikâyesiyle okuyucuları kendine bağlıyor.

İspanyol Edebiyat Dünyasında Çok Uzaklardan Bir Yazar: Haruki Murakami (Nilgün BAYRAKDAR)

Japon yazar Haruki Murakami 12 Ocak 1949 yılında dünyaya geldi.Surrealist bir dille yazdığı romanlarından ilki 1987 yılında Hear the Wind Sing ismiyle İngilizceye çevrildi. Orjinali ise 1979 yılında Japonya’da yayınlandı. 2009 yılında yayınlanan 1Q84 isimli romanıyla dünyada büyük yankı uyandırdı. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz Nisan ayında 1Q84 Türkiye’de okuyucularla buluştu.

Murakami eserleri ve topladığı ödüllerle post-modern edebiyatın en önemli yazarlarından biri olarak sayılmakta. Yazar takdir gördüğü gibi aynı zamanda eleştiriliyor. Japon edebiyat dünyasındaki eleştiriler kendisini aşırı “Batıcı” olduğu noktasında birleşiyor. İlginçtir ki batı ülkelerinden kendine yöneltilen eleştiriler Japon edebiyat dünyasının eleştirileriyle çelişiyor. Batılı eleştirmenler yazarın Japon kültüründen izler taşıyan kitaplarının bu kültüre aşina olmayan Batılı okuyuculara çok açık olmadığı, bu nedenle de yeterince anlaşılamadığını savunuyor. Ancak okuyucular aynı fikirde olmasa gerek ki yazarın yeni kitabı Dance, Dance, Dance (Baila, Baila, Baila) İspanya’da olduğu gibi pek çok batı ülkesinde okuyucular tarafından da büyük ilgiyle karşılandı. Murakami İspanya’daki edebiyat dünyasında son günlerde hakkında en çok konuşulan yazarlardan. 2012 yılının Nobel Edebiyat Ödülünü kendisinin hak ettiğini iddia eden kesim çoğunlukta. Hatta bu kesim, yazarın başarılarını görmezden geldiği gerekçesiyle İsveç Akademisini sert bir dille eleştiriyor. Kısacası takdir edildiği kadar eleştirilen yazarın romanları hakkındaki kararı son kertede okuyucular verecek gibi görünüyor.

Javier Cercas: Sınırın Kanunları (Nilgün BAYRAKDAR)

Javier Cercas’ın son romanı Sınırın Kanunları (Las Leyes de la Frontera) bu ay İspanya’da yayınlanan romanlardan kuşkusuz en çok öne çıkanı. Roman bizi 34 yıl öncesine, 1978 yılının yaz ayına götürüyor. Henüz İspanya Franco rejiminin egemenliği altındadır. Bir şiddet sarmalından kaçan Ignacio Cañas isimli bir genç sınırda geçirmek zorunda kaldığı on günün sonunda Zarco ve Tere isimli iki suçluyla tanışır. Bu karşılaşma hayatını baştan başa değiştirecektir.

30 yıl sonra, çocuk suçları konusunda yazılan bir kitapla ortaya çıkan Zarco, Tere ve Ignacio Cañas üçlüsünün gerçeğinin yanında hepimizi ilgilendiren evrensel bir gerçektir. Hikâye zamanının muhasebesini yaparken, roman ise bizim özgürlüğümüzün sınırlarını, davranışlarımızın akıl almaz nedenlerini ve gerçeğin anlaşılmaz doğasını tutkulu bir şekilde sorgular hale geliyor.

Javier Cercas bu romanıyla, Avrupa modern edebiyatının başlıca yazarlarından biri olduğunu bir kez daha doğruluyor.