Helin KÜÇÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Helin KÜÇÜK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eftelya’nın Hikayesi (Helin KÜÇÜK)

Kitabın yazarı Thomas Korovinis Eftalya ile (Çika ismi daha sonralarında bir takma isim olarak kendisine verilmiş. Yazının devamında bahsedeceğim) 1989 yılında İstanbul’da tanışmış. Kendi tabiri ile Eftelya “Yunan Konsolosluğu’nun önünde orada cüzi miktarda parasal yardım bulmaya çalışan son trajik figürlerden biri”. O zaman seksen yaşlarında olan Eftelya’nın, hikâyesini kendine has üslubuyla paylaştığı Korovinis bu kaydı sekiz yıl sonra Eftelya’nın diline hiç müdahale etmeden kitaba aktarmış. Kimileri için okumakta zorlanacakları bu tercih, benim için Eftelya ile gerçek bir sohbet tecrübesine eşdeğerdi.

Aslında hikâye çok eski ama eskimesine erkek aklın izin vermediği kadar yeni. Erkeklerin başlattığı bir savaşta kaybolan bir küçük kız, erkek egemen toplumda nefes almaya çalışan bir ergen ve bu erkek dünyanın kuralına boyun eğmek zorunda kalan bir garip kadın. Feminist tırnaklarımı çıkarmadan anlatmaya çalışacağım; yazının hemen başında bezmeyin. Zaten kitabı okuduktan sonra “kadın haklı beyler” diyeceksiniz.

Eftelya’nın hikâyesinin başı “ne olur sonu güzel bitsin” arzusuyla başlıyor. Okulunun ilk günü, Eftelya güzel kalemlerini koyup çantasına, okul yolunu tutuyor.  Dersler az biraz sıkıcı gelmiş olacak ki uyuyakalıyor, bir kedi uyandırıyor onu sınıfa nasıl girdiği belli olmayan. Uyanıp dışarı çıktığında ilk gördüğü şey, elinde tüfeği ile bir asker karşıdaki evin kapsının önünde; içeride, evin bahçesinde ise bir adam asılmış. 5 Aralık 1917 Erzincan Mütarekesi Eftelya’nın gözlerinden anlatılıyor tam bir çocuk aklı ve diliyle. Belki okulda uyuyakalıp derslerini dinleyemiyor ama en hayati bilgi giriyor aklına Eftalya’nın: “Topal Osman Ağa’nın konağı. Hıristiyanları bu öldürüyordu, Rabbim İsa, lanetli Topal Osman, çeteci, büyük çeteci, çok kötü adam, ruhu şad olmayasıca. O zaman bir korku çöktü üstüme, bir titreme ve adamı gördüm, git oradan dedi. Hadi Eftalya, dedim içimden, doğru eve çek”. Bu topraklarda azınlık olarak yaşama giriş; Hadi Eftelya! Doğru eve çek!

Babası cezaevine girdikten sonra annesi ve ninesi ile kalan Eftelya ikisinin de ölümünün ardından bir Osmanlı kadını tarafından kaçırılıp (Bu tabir Rumlar arasında Müslümanları ifade etmek için kullanılırdı) doğup, büyüdüğü Giresun’dan Poli’ye yani İstanbul’a getiriliyor. Böylece Eftalya’nın Çika olma yolculuğu da başlamış oluyor.

İstanbul’da babasını delirmiş olarak bulan Eftalya’yı halası himayesine alıyor ve ikinci ders zili çalıyor. Bu topraklarda hem azınlık hem de kadın olarak yaşamaya giriş; “Anladım mı yani nedir hayatım? Bu duyduğun, işte budur hayatım. Gübreden çık boka gir. Boktan kaç gübreye düş.”
Sonrasında hikâye her ne kadar bilindik olsa da canınızı acıtmaya devam ediyor. Bir adamla tanışıyor, yabancı bir asker. Kendisine Çika adını o veriyor. Adam onu beklemesini istiyor, namuslu bir kız olarak beklemesini istiyor ondan. Ama başka adamların da başka planları var elbet. Eftelya, bırakırlar mı seni? Ki bırakmıyorlar. Eftelya oluyor Fahişe Çika. “Hangi yolu alayım, kime derdimi anlatayım, dünya kafamın içinde bir yumak, başım bir fırıldak gibi dönüyor, nerede bulacaksın sana benzeyen bir kalp, sana acıyacak bir yürek?” diye düşünürken adaşı Denizkızı Eftalya’nın sesiyle nasıl hüzünlendiğini anlatıyor. Onu hüzünlendiren adaşının çok genç yaşta, paşaların keyfi için bir gemide şarkı söyledikten sonra hastalanıp ölmesiyle de şarkıları susuyor. Son dersi de böylelikle Denizkızı veriyor Eftalya’ya: Bu topraklarda güzel sesli güzel kadınların ciğerlerinin ve yüreklerinin ebedi yeri, sofralarıdır ciğersiz paşaların.

Eftalya’nın hikâyesinin bir kadın hikâyesi olduğu kadar önemli bir dönem anlatısı oluğunu da söylemek lazım. Yazar Korovinis önsözde bunu şöyle açıklıyor: “Bizim insanlarımızdan birinin sürükleyici hayat hikâyesinin içinde çağdaş Türk-Yunan tarihinin birçok mihenktaşı beliriyor ve İstanbul’un son birkaç on yılının toplumsal hayatının karakteristik figür ve olayları gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyor”. Kullandığı dil ise yazara göre hem dramatik hem de çeşitli lehçelerin birleşiminden oluşuyor. Korovinis bunu şöyle özetliyor; “İstanbullu Rumların yerel söyleyiş- leri, hâlâ kullanılan çeşitli Türkçe deyimler ve birkaç Pontusça kelimeden oluşan bir karışım” Bu bağlamda en dikkat çeken bölümlerden biri Eftalya’nın Fahişe Çika olduktan sonra başından geçen bir olay; Evinde kaldığı Madam onun için birkaç adamla pazarlık yapıyor ve Çika da bu pazarlığa kulak misafiri oluyor. Ardından odaya dalıp durumun ne olduğunu ona da açıklamasını istiyor ve adamlar “Seni alacağız, ortaya koyacağız. Biz üç tane zengin çiftiz. Seni iyi bir eve götüreceğiz. Hepimiz beraber oynayacağız. Işıkları söndüreceğiz ve kim isterse öbürüyle ne isterse yapacak.” Çika ise bu durumdan hoşlanmıyor ve böyle şeyleri daha önce duyduğunu anlatıyor: “Duydum ki böyle şeyleri başka yerlerde yapıyorlar, uzakta, Anadolu’da bazı köylerde.” Sonrasında ise ben dâhil pek çok Alevinin bir aklı geri yüzünden hayatında en az bir kez dinlemeye maruz bırakıldığı, sonrasında bön bön bakışlarla “ya harbiden doğru mu?” diye sorulduğu “mum söndü” suçlamasını anlatmaya başlıyor. Yayınevi bu bölümü tutmalarının sebebini “Bu asılsız ithama (modern söyleyişle “nefret söylemine”) ve benzerlerine bu anlatıda da rastlanması, bunların Sünni dışı topluluklarda da yaygınlaşmış olduğunu ortaya koyuyor” diyerek açıklıyor. Çika’nın bu anlatımı konusunda ona kızmadan hikâyeye devam edebilmemin sebebi ise sanıyorum benim de aldığım derslerden biriydi. Marksizme giriş Ders:1 “ Bir toplumdaki düşünce biçimi, o toplumdaki egemen sınıfın düşünceleridir.”

Eftalya’nın hikâyesi bittiğinde ilk yaptığım şey hemen Denizkızı Eftalya’nın bir şarkısını bulup dinlemek oldu. Aynı adı taşıyan bu iki kadın adlarını bilmedikleri adamların savaşlarında, keyiflerinde onlara taktıkları isimlerle bu dünyadan geçtiler. Dilleri, onları da yok eden bir çoğunluğun diline dönüşüverdi onlar bilmeden. Birinin sesi kaldı taş plaklarda; diğerinin hikâyesi de 67 sayfaya sığıverdi ve okunu verdi bir çırpıda.

*Yazı boyunca Eftelya’yı asıl ismiyle anmamın sebebi, hikâyesini anlatırken ona Fahişe Çika diye seslenilmesinin en büyük hakaret olduğunu söylemesi. Bunu açıklıkla söylemesine rağmen kitabı hazırlayanın Eftelya’nın en nefret ettiği isimle kitabı çıkarmasını anlamak pek mümkün değil doğrusu.

FAHİŞE ÇİKA, Thomas Korovinis, Çev.: Frango Karaoglan, İstos Yayınları, 2012.



Mesele Derisi 78. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Mesele Kitap Dergisi’nin 78. Sayısının kapak konusu, yazar Ergin Yıldızoğlu ile yapılan, “Kürt Sorunun Çözümü, Demokrasi Kavramının Ötesine Geçmeli” başlıklı röportaj. Dergide ayrıca, yeni kaybettiğimiz Nail Satılgan’a dair E. Ahmet Tonak ile yapılan söyleşi, yine İlka Akkaya’yla, Kavafis şiirleri için Ari Çokana’yla ve “Teorik Bakış” dergisinin editörü Ali Akay’la yapılan söyleşiler, 15-16 Haziran direnişi, 1 Mayıs 2013 ve THY grevleri konusunda Şöhret Baltaş, Yunus Öztürk ve Bahadır Altan’ın yazıları, “Jîn” filmiyle ilgili Müslüm Yücel ve Volkan Aran’ın değerlendirmeleri yer alıyor.

Notos Öykü Dergisi 40. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos’un Haziran-Temmuz, 40. sayısının kapak konusu, İslamcılık, Muhafazakârlık, Modernizm başlığını taşıyor. “Kültürün toplumu bölen bir bütün dünya oluşunun anlaşılmayı gerektirdiği bir gerçek. Burada hem bir bütünden söz ediyoruz hem de onu bir araya gelerek oluşturan parçalardan. Ayrı ayrı yaşanan bu parçalar, hiç kuşku yok ki içinde yaşadığımız atmosferi oluşturuyor”. Notos bu kez, İslamcı, Muhafazakâr, Modernist anlayışlar arasında kalan edebiyat kültürünü tartışıyor. Notosun bu sayısı, birbirini anlamakta güçlük çeken dünyalara, özellikle bir yakadakine ışık tutmayı amaçlıyor. Dosyanın yazarları Hasan Bülent Kahraman, Sadık Yalsızuçanlar, Necip Tosun, Ömer Lekesiz, Ayşe Çavdar, Besim F. Dellaloğlu, İrvin Cemil Schick.

Notosun bu sayısında Müge İplikçi ve Firat Cewerî ile yapılmış iki söyleşi yer alıyor. İlk kitabından bu yana hem kendi dilini hemen oluşturmaya çalışan, hem de kendine özgü bir anlatı dünyası arayışını sürdüren Müge İplikçi Tezcanlı Hayalet Avcıları ile öykü dilini ve dünyasını yeni bir düzeye çıkarıyor. Kürt edebiyatının üstünde önemle durulması gereken yazarlarından Firat Cewerî, Kürtçenin bir edebiyat dili olarak yaşatılmasıyla yetinmeyip zenginleştirilmesini daha baştan önüne koymuş. Notos için yapılmış bu konuşma, Firat Cewerînin daha geniş bir okur çevresinde tanınıp anlaşılmasını da amaçlıyor.

Günlerin Getirdiği bölümünde "Yazarlar nasıl geçiniyor?" sorusu irdeleniyor. Geçim, yazarlar için de bir dert kuşkusuz. Hazırda gelirleri yoksa, çoğu zorunluluktan, yazının yanına başka işler koyuyor. Bunu seçmeyip bütünüyle yazmaya ve okumaya odaklı bir yaşam kurabilmek ilk anda kulağa hoş gelse de, bu ne ölçüde olanaklı ya da verimlidir? Yazıyla doğrudan ilgili olmayan mesleklerin, yaratıcılığı beslediği düşünülebilir mi? Akif Kurtuluş, Ayşegül Çelik, Cem Akaş, Cemil Kavukçu, Hikmet Hükümenoğlu, Birgül Oğuz, Ahmet Büke, Elif Köksal, Onur Caymaz yanıtlıyor.

Sarnıç Öykü Dergisi 10. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Sarnıç Öykü’nün 10. Sayısının odağında Feryal Tilmaç’ın YKY’den çıkan üçüncü öykü kitabı Esneyen Adam’ı var. Didem Görkay’ın Tilmaç’la söyleşisi ve Barış Acar, Fadime Uslu imzalarını taşıyan yazılar, özellikle Esneyen Adam’ı okuyanlara başka açılar sunuyor.

Sarnıç Öykü’nün bu sayısında çeviri öykülerden ilki Sergey Dovlatov imzasını taşıyor: “Ariel.” Sergey Donatoviç Dovlatov (1941, Ufa-1990, New York), Rus kısa öykü yazarı, romancı, gazetecisidir. Nobel edebiyat ödüllü göçmen Rus yazar İosif Brodski, Dovlatov’dan şöyle söz ediyor: “Bir yığın hikâyesi ve delice bakan gözleriyle, Kırım’dan dönen Tolstoy’a benziyordu.”

Sarnıç’ın 8. sayısında “Bıçak Atıcı” adlı öyküsünü yayımlanan Steven Millhauser’in yeni bir öyküsü yer alıyor bu sayıda: “Bir Huzursuzluk Öyküsü.” Üçüncü öykü, Hemingway’inÇanlar Kimin İçin Çalıyor kitabını ithaf ettiği Martha Gellhorn’a ait: “Yaralılarla Görüşme.” Dördüncü çeviri öykü ise Kuruş Esedi’den: “Benim Bahçem.” 1964 yılında İran’ın Körfez kenti Abadan’da dünyaya gelen Esedi’nin öykülerinin çoğunda öykü karakterinin peşinde olduğu ve çözmeye çalıştığı bir sır var.

Damla-lık’ta Billur Şentürk’ün derlediği kısa haberlerin yanı sıra, Şenay Eroğlu Aksoy ile 2012 yılında çıkan Evlerin Yüreği adlı kitabı üzerine yapılan bir söyleşi de yer alıyor.

Kült kitap bölümünde ise Nil Sakman’ın Ingeborg Bachmann’ın Otuzuncu Yaş kitabını inceleyen yazısı var.

Öykü Vitrini’nde ilk olarak Mayıs Ayında gerçekleşen 3. Uluslararası Ankara Öykü Günleri’ni inceleyen, daha sonra Edebiyat Ortamı’nın hazırladığı Öykü Yıllığı’nı mercek altına alan Kadir Yüksel, son olarak öyküye ağırlık veren başlıca dergileri köşesine taşıyor.

Kültür Mafyası Dergisi 8. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Kültür Mafyası Dergisi, Mayıs sayısında yıkımına başlanan Emek Sinemasını kapağına taşıyor.

Sultan Arınır’ın Emek ile ilgili hazırladığı dosyada, Engin Günaydın, Meltem Cumbul, Atilla Dorsay, Uğur Vardan, Derya Alabora, Janset, Türkan Derya, Özge Özpirinççi ve Şevket Çoruh’un yıkıma dair düşünceleri, yazıları, röportajları bulunuyor

Afrika’nın Özgürlük Mücadelesi 

Tarih Dosyası’nda bu ay “Afrika’nın Özgürlük Mücadelesi” konu ediliyor. Usta Gazeteci/Yazar M.Utku Şentürk’ün kaleminden “Kwame Nkrumah ya da Afrika’da özgürlük ve sınıf mücadelesi” başlıklı incelemeyi bir solukta okuyacaksınız.

Kaybedenden kazanana! 

Her ikisi de aynı öykü yarışmasına katıldı; biri kazandı, öteki kaybetti Kaybedenin, kazananla röportajı Yazarımız Banu Özyürek, katıldığı öykü yarışmasını kazanan Hakkı İnanç ile görüştü. Bu ilginç röportajı kaçırmayın!...

Foucaultdan neden vazgeçemiyoruz?.. Robert De Niro, Susan Sarandon ve Katherine Heiglın aynı düğünde ne işleri var?..

İstanbul Film Festivalinin en iyi filmleri hangileriydi?

Yeni çıkan kitaplar, vizyona giren filmler, kültür sanat alanından son haberler Kültür Mafyasının Mayıs sayısında.

Express Dergisi 135. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Express Dergisi 135. Sayısını, okuyucularına şöyle özetliyor;

AKP’nin DİB’i: Sosyal politika olarak din, emme-basma tulumba olarak cami

Biz demiyoruz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) Başkanı Mehmet Görmez diyor. İzmir’in “irfan ihtiyacı” misali, sonradan gargaraya getireceği bir şifahî beyanat olarak değil, DİB’in yayını Diyanet Dergi’nin mart sayısında, “başyazı” olarak söylüyor: “Camiler, bir emme-basma tulumba gibi müminleri toplar, onlara huzur ikliminde maneviyat aşısı yaparak yine toplumun içerisine dağıtır. İşte bu yönüyle camiler, stres ve depresyona giden yolları da kapatmaktadır.” Bu veciz ifadeyle dile gelen “sosyal politika olarak din” zihniyetine ve icraatına yakından baktık…

PKK kurucularından Muzaffer Ayata

İmralı’dan, Kandil’den, Avrupa’dan gönderilen mesajlar, yapılan açıklamalar malûm. Peki, bu resmî beyanlar PKK’nin “iç dünyasını” ne ölçüde yansıtıyor? Cengiz Çandar’ın “Mezopotamya Ekspresi”ndeki deyişiyle “PKK bir ruh hali” ise, barış süreci itibarıyla, örgüt nasıl bir halet-i ruhiyede? Bu ruh halinin fikrî temeli, stratejik aklı, siyasî algısı ne merkezde? PKK’nin kurucu çekirdeğinden gelen, ömrünün 24 senesini hapiste geçiren, siyasî faaliyetini 2002’den beri Almanya’da sürdüren Muzaffer Ayata’ya bağlandık…

Ankara’dan kentsel dönüşüm manzaraları: Gökçek bizi kardeş eyledi

BM’nin önceki Konut Hakkı raportörü Miloon Kothari ve BM-İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevlisi Bahram Ghazi, Ankara ve İstanbul’da yenileme/dönüşüm alanlarını ziyaret ederek halkla buluştu. Etkinliğin Ankara ayağında Dikmen, Mamak, Çinçin, Hıdırlıktepe ve Hacı Bayram’a gidildi. Bu ziyaretleri vesile edip Ankara’da bir kentsel dönüşüm turu gerçekleştirildi.

İzafi Dergisi 10. Sayı (Helin KÜÇÜK)

2 Ayda bir okuyucusuyla buluşan İzafi dergisi 10. Sayısı ile birlikte 2. Yaşını kutlamakta. Bu kutlamaya yakışır bir sayı ile raflarda yerini alan dergi Barış Bıçakçı’yı ağırlıyor. Dosya konularının yanı sıra yine birçok öykü ve söyleşiye yer veren dergide; Oğuz Atay’ın lisede çizmiş olduğu karikatürlere, Mustafa Orman’ın Hasan Ali Toptaş ile söyleşisini, Semih Öztürk ve Aylin Balboa’ya ait öyküleri bulabilirsiniz.

Altyazı Dergisi 127. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Altyazı Aylık Sinema Dergisi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Nisan sayısında İstanbul Film Festivali’ni çok geniş bir dosyayla mercek altına alıyor. Ulusal Yarışma’daki bütün filmlerin yönetmenleri filmlerini Altyazı okurlarına anlatırken, derginin festival rehberinde, Altyazı yazarlarının programdan seçtiği 45 yapımla ilgili değerlendirme yazıları bulunuyor. Derginin festival dosyasında ayrıca Olivier Assayas, Carlos Reygadas ve György Palfi gibi yönetmenler, son filmleriyle ilgili Altyazı’nın sorularını yanıtlıyor.

İntikam Üçlemesi’yle hafızalara kazınan Koreli Park Chan-wook, kadrosunda Nicole Kidman ve Mia Wasikowska gibi yıldız oyuncuları barındıran Lanetli Kan’la (Stoker) ilk kez ülkesi dışında bir filme imza atarken sinemasının özgünlüğünü korumayı başarıyor. Altyazı’da filmle ilgili bir eleştiri yazısının yanı sıra yönetmenin Londra’daki basın toplantısında yapılmış söyleşisi de okunabilir.

Ot Dergisi 2. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Ot Dergisi için tanımlar bol. Metin Üstündağ “ustalık eserim” diyor, “organik kültür-sanat dergisi” iddiasıyla çıkıyor ve sloganını “maksat yeşillik olsun” diye belirliyor. Ot Dergisi sanki bütün bu çoklu tanımların hakkını vermek ister gibi yeşilin her tonuna bu sayısında yer veriyor. İkinci sayılarını kendileri şöyle bildiriyor:
“Orhan Pamuk'un kendi çizgileriyle, Emrah Serbes'in Şampiyon Otel hikâyesiyle, Taylan Biraderler sohbetiyle, Hakan Günday'ın Gasp hikâyesiyle, Peride Celal'le Ertuğrul Mavioğlu'nun Mercimek yazısıyla, Ece Güneş'in hazırladığı ölümünün 20. Yılında Turgut Özal dosyasıyla, Yekta Kopan'ın Şehrin Silueti Değişiyordu ve Üçümüz de Tülin Özen'i Seviyorduk hikâyesiyle, Gündüz Vassaf'ın Dallas'tan Huzur Sokağına yazısıyla, Romanından Parçalar ve Resimleriyle Engin Ergönültaş'la, Ayça Örer'in Bir Ailenin Dökülen Sırrı yazısıyla, Canavar Banavar'ın Herkesin Kantarı Belinde hikâyesiyle, Turgut Yüksel'in Kent Rehberi köşesiyle, Mevlâna İdris'in Hayâl Politik yazısıyla, Batuhan Dedde'nin Ne Yürüdün O Kadar Yolu hikâyesiyle, Berkun Oya sohbetiyle, Angutyus'un Apaçi İngilizcesi hikâyesiyle, Seray Şahiner'in Genç Kalanlar yazısıyla, Extramücadele'nin Türbangücü çizimiyle, Hakan Bıçakcı'nın İki Bahar hikâyesiyle, Vartak Estukyan'ın Ustamın Ölümü Milat Oldu yazısıyla, Levent Gönenç'in Göz Hakkı çizgisiyle, Cemil Cahit Yavuz'un Leke Oyunları'yla, Umay Umay'ın dizeleriyle, İçimizden Biri: Ahmet Erhan'la, Kadın gazetesi mucidi ve duayeni Erdoğan Sevgin sohbetiyle, Naim Dilmener ve Deniz Durukan'ın müzik yazılarıyla, Bakangör'ün köşesiyle, Seyit Ali Aral'ın Kaptanın Seyit Defteri köşesiyle, Sıddık Akbayır'ın Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir yazısıyla, Zafer Temoçin'in Cami Duvarındaki Karikatür çizimiyle, Süperpool'un yeni haritasıyla, Alev Karaduman'ın İyi Bilirdik ve Komşu Komşu Hu yazılarıyla, Alo Ot'tan Arıyoruz köşesiyle, Seçil Türkkan'ın Lale Müldür'le gerçekleştirdiği Balkon Sefası sohbetiyle, Ünlü isimlere sorduğumuz Bugün Ne Diysen? köşesiyle....” OT 2. Sayısı ile aramızda.

Redaksiyon Dergisi 1. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Refleks Dergisi ile başladıkları serüvenlerine Murathan Mungan’ın “çağ çöküyor, çığ düşüyor” sözleriyle virgül koyan, "Ve tarih yürümeye başladı" cümlesiyle ise kaldıklaı yerden devam eden REDAKSİYON ilk sayısı ile raflardaki yerini aldı.

Redaksiyon’un ilk sayısında bizleri önce James Petras’ın Hugo Chavez’i mercek altına aldığı yazısı karşılıyor. Feride Tekeli’nin çevrisini yaptığı yazı da Petras, Chavez’i neden “….çağımızın insancıl ve çok yönlü kahramanı: O 21. Yüzyılı aydınlatan devrimcidir.” diye nitelendirilmesi gerektiğini madde madde ispatlıyor bizlere.

İlk sayının ilk söyleşisi ise Can Uğur’a ait. Uğur, “Sınıfın kolketif özgüveni onarılıyor” başlıklı söyleşiyi Gamze Yücesan Özdemir ile gerçekleştiriyor. Redaksiyon’da ki diğer söyleşiler ise:

2012’nin Ocak ayında işten çıkarılan 6 işçinin eylemi ile başlayan DEBA mücadele sürecini bize işçilerin ağzından dinlememizi sağlayan, Çağdaş Güneş’e ait “DEBA İşçileri: Şimdi her şey yeniden başlıyor”,

Ortadoğu uzmanı Fait Bulut ile Suriye’de ki son gelişmelerden başlayarak Tükiye’nin Suriye üzerindeki ısrarcılığının nedenleri, Özgür Suriye Ordusu ile PYD’nin (Partiya Yekîtiya Demokrat/Demokratik Birlik Partisi) yeni antlaşmasının nasıl okunması gerektiğine dair bir çok konu “ ‘Zafer’ Değil, Sorunlar Türkiye’nin” başlıklı söyleşi,

Ve son olarak TAKSAV’da gerçekleştirilen “ Emperyalizm ve Bağımlılık söyleşisinden delenen, Korkut Boratav’ın “Emperyalizm Nasıl İşler? Bağımlılık Nasıl Kurulur?” sorularını yanıtladığı söyleşisi.

Redaksiyon güncel politikanın yanı sıra bir de “Ankara Dosyası” hazırlamış. Dosyanın en önemli söyleşisi ise Mahir İpek ile yapılan “AST:Taş yerinde ağırdır!”. Ankaralılar şehirlerine, sokaklarına, mahallelerine ve dostluklarına sahip çıkmışlardır hep. Bu bir nevi Ankaralılık halidir. Kuvvetle muhtemel kapalılığından ve küçüklüğünden gelir. Ama sanırız ki sahip çıkmayı zaman zaman unuttuğu mekanlardan birisi Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) olmuştur. En az mahallemiz, sokağımız, dostumuz kadar her birimizin tarihinde bir yeri olan AST bu sene 50. Yaşını 2009 yılında arkadaşlarıyla devralan Mahir İpek ile kutluyor. İpek “bütün gücüyle direniyor” dediği AST’ı ve O’nu neden unutmamız gerektiğini tekrar hatırlatıyor.

EXPRESS Dergisi 134. Sayı (Helin KÜÇÜK)

134. sayısı ile raflarda yerini alan Express;

Tekirdağ F Tipi’nde siyasî tutuklu ve hükümlülere 10’dan fazla kitap bulundurma yasağı getirilmesi ve “fazla” kitaplar zor kullanılarak toplatılması üzerine Avukat Gülizar Tuncer ve Fazıl Ahmet Taner söyleşisini,

Birçok defa edebi ve politik metinlerin konusu olan '68 gençliği üzerine başka bir bakış açısı sunan ve silahlı propaganda - toplumsal hareketler konularında uzman Isabelle Sommier’in geçtiğimiz aylarda Türkçeye kazandırılan “Devrimci Şiddet” adlı kitabını başlangıç noktası alarak yazılan Isabelle Sommier’nin “Devrimci Şiddet”i: RAF’tan Mekap’a yazısını,

Son zamanların en çok konuşulan filmi olan "Jîn" in yönetmeni Reha Erdem ile politik sinema üzerine yapılan söyleşisini sunuyor okuyucularına.

Kültür Mafyası Dergisi 6. Sayı (Helin KÜÇÜK)


Kültür Mafyası 6. sayısında 8 Mart'ı unutmuyor ve bugüne kadar kadına yönelik şiddete, nefret ve kadın cinayetlerine kurban gitmiş herkese saygı duruşunda bulunuyor...

8 Mart dolayısıyla "evlilik" kurumunu sorgulayan Kültür Mafyası, "Evlilik Kitabı"nın yazarı Glenn Campbell ile gerçekleştirdiği röportajla okurlarının karşısına çıkıyor: "Bu röportajı okumadan evlenmeyin!"

Bugüne kadar LGBTT bireylere karşı nefret söylemleri ve şiddet olaylarıyla sıkça karşılaştık. Böylesi bir ortamda evlatlarına sahip çıkan "normal" aileler ise ne yazık ki istisna kalıyor. Bu sayımızdaki Gizli Celse'nin konukları LGBTT aileleri...

"Kültür cayır cayır yanıyor" diyen Dilruba Saatçi, sahnelerinde bir seri katili ağırlayan Ölü Aktörler, Karışık Kaset kitabıyla okurlarının karşısına çıkan Uygar Şirin, Enis Batur'un düşünü gerçekleştiren İncipit Enstitüsü 6. sayımızda Kültür Mafyası'nın konuğu oluyor...

Sayfalar ve Haneler'de Turgut Uyar, Dökümantansiyon'da Firuze, Mafya-Art'da Nickolas Muray yine Kültür Mafyası'nın 6. sayısında okuyabileceğiniz konular arasında.

NOTOS Dergisi 39. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Notos, 39. Sayısında (Nisan/Mayıs) Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Sabahattin Ali’yi dosya konusu yaptı. Edebiyatın her türünde eserler veren Sabahattin Ali, yeni bir gerçekçi damarın ülke topraklarında yeşermesi için mücadele etti. 41 Yaşında derin devlet tarafından katledilene kadar, mücadelesini sürdüren, bugün de hala çok okunan Sabahattin Ali’nin, alameti farikasının masaya yatırılması oldukça anlamlı. Sabahattin Ali dosyasına A. Ömer Türkeş, Behçet Çelik, Alper Akçam, Haydar Ergülen, Hülya Soyşekerci, Ekrem Işın, Atilla Birkiye, Deniz Gündoğan yazılarıyla katkıda bulunuyor.

Notos’un 39. Sayısının bir diğer sürprizi ise Reha Erdem röportajı. Son filmi Jin ile adından söz ettiren yönetmen Reha Erdem ile sinema yaratıcılık ve edebiyat üstüne bir röportaj gerçekleştirilmiş.

Günlerin Getirdiği bölümünde Murathan Mungan, ilk sayısı 1980’in Mart ayında yayımlanan Yeni İnsan dergisindeki bir “roman soruşturması”nı gün yüzüne çıkarıyor. “Geçmişte yapılmış soruşturmalara şimdiki zamanın gözleri ve bilgisiyle dürbünün tersinden baktığımızda neler görülür? Aradan geçen zamanın bize kazandırdığı mesafenin serinliğinde eski soruşturmaların verilerine bakarken ne gibi sonuçlar çıkarılabilir?” diye soruyor Murathan Mungan.

NATAMA Dergisi 2. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Üç aylık hayat memat dergisi Natama, 2. Sayısıyla raflarda. İlk sayısında politika şiir ilişkisini tartı şan dergi, ikinci sayısında böyle bir odak konu belirlememiş.

“Davut Yücel’in şiirle iktidarın ilişkisini irdeleyen yazısıyla açılan Natama’nın 2. Sayısında Hayriye Ünal Metin Eloğlu’nda kaçak dövüşen bir ironist görüyor. Enis Akın’ın bir fetiş nesnesi olarak şiirle bir fetiş nesnesi olarak otomobil arasındaki ilişkileri ele aldığı sayıda Süreyyya Evren’in yeniden tanımlanmaya muhtaç bir Türk edebiyatı olarak T-edebiyatına baktığı yazısı da yer alıyor. Ali Aydemir’in Ahmet Aslan’la yaptığı ve John Ashbery’nin klişeleri neden kutsal bulduğunu anlattığı söyleşi yanında derginin bu sayısında Hassan Khan’ın “Sözleşmeler” adlı görsel-metin çalışması okunabilir. Natama’nın bu sayısında Çağnam Erkmen, Manolya Gürocak, Hasan Rua Demiroğlu’nun öyküleri yanı sıra Cihat Duman’ın, Mehmet Öztek’in, Özgür Göreçki’nin, Kadir Yanaç'ın, Melih Tuğtağ’ın ve Gül Abus’un şiirleri yer alıyor. Ali Dündar, Barış Acar ve Burak Delier'in metinlerine de ev sahipliği yapan dergi Ahmet Büke’nin neşeli denemesiyle son buluyor.” (Tanıtım Bülteninden)






LACİVERT Dergisi 50. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Öykü ve şiir dergisi Lacivert 50. Sayısı ile raflarda yerini aldı. Bu sayının dosya konusu olarak ise “Edebiyatta Kötücülülük” olarak belirlenmiş. Doğuş Sarpkaya, Andaç Yazlı, Bülent Uçar, Tekgül, Fatih Balkış gibi isimlerin yazılarını derginin dosya bölümünde bulmak mümkün.

Onur Caymaz ile bir söyleşi gerçekleştiren derginin şiir bölümünde Burak Çapan, Taner Cindoruk, Arzu Kaya, Mehmet Ercan, Necati Albayrak, Mehmet Rayman, Iraz Dostum ve Sabahattin Yalkın’ı ağırlamış.

BİR+BİR Dergisi 20. Sayı (Helin KÜÇÜK)

20. sayısıyla okurlarıyla buluşan BİR+BİR’de;

Nurdan Gürbilek’ten “Tolstoy’un Vicdanı”

“Marx’ın 11. Tez’inin romancı versiyonu: Romancılar özel hayat␣ yorumlamakla yetindiler. Önemli olan onu değiştirmektir; önce romancının kendi hayatını. Tolstoy’un 82 yaşında evden kaçmasının ardında sanki bu tezin gereğini yapma, doğru bir hayat sürme isteği vardır…” Bu şubat Tolstoy burcundaydık. “Anna Karenina”nın sinemaları dolaşması bir yana, vicdan kavramı yine gündemdeydi. Gürbilek, Tolstoy’un hayatına ve eserlerinden Adorno’nun derslerine bağlanıyor.

Emin Alper’le “Tepenin Ardı”

Emin Alper sessiz ve derinden gitti ve ilk filmiyle parmak ısırttı. Festival ödülleri de peş peşe geldi: İstanbul, Caligari, Taypey, Karlovy Vary, Saraybosna… Dahası, Anadolu kırsalında yaşanan bir günü anlatan, hem keskin bir bakışla erkek dünyasına nüfuz eden hem de toplumların düşman yaratma mekanizmalarını gözler önüne seren “Tepenin Ardı”, SİYAD tarafından da 2012’nin en iyi filmi seçildi. Bu ödül rekortmeni filmi yönetmeni Emin Alper’den dinliyoruz…

KAMPFPLATZ Dergisi 2. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Felsefeyi bir “kavga alanı” olarak gören Kampfplatz er meydanına bu sefer “Devlet şiddetini” davet ediyor. “Devlet şiddetinin ikon-imgeleri üzerine bir ilk tartışma” yı Gülsüm Depeli yazıyor ve “devlet şiddetinin kökenine ilişkin tarihsel bir bakış” sunuyor.

Soner Torlak ise “devlet şiddetinin yöneldiği farklı bir gruba, işsizlere” odaklanarak “İşsizleri Örgütlemek: İran ve Arjantin Dersleri” yazısıyla yer alıyor. Derginin “Kuram” bölümünde Mehmet Evren Dinçer’in “Dijital Kapitalizm, Dijital emek?” yazısı ve Giorgio Agamben’in “Çağdaş Nedir?” çevirisi ile devam ediyor.

Bu sayının en önemli bölümü ise Barış Yıldırım ve Onur Kartal’ın Antonio Negri ile birlikte son kitabı “Duyuru” yu yayımlayan Micheal Hardt ile yapılan söyleşi.

EVRENSEL KÜLTÜR Dergisi 255. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Evrensel Kültür’ün Mart sayısı muhalefet sözcükleri ve sloganları için vazgeçilmez mekân ve ezilenlerin kamusal alanda talep ettiği hakkın simgesi olan duvara ve duvarları konuşturanlara yer veriyor. Aydın Çubukçu Afişe Çıkmak kitabı ve sergisinden yola çıkarak afiş geleneğiyle ilgili bir yazı yazdı: Yazının Ötesinde Sözün İçinde. 70’li yıllarda kurulan Görsel Sanatlar Derneğinde örgütlenmiş sanatçıların yaptığı işlerle ilgili SALT-Beyoğlu’daki sergiyi ise Ulaş Başar Gezgin kaleme aldı: Duvar resminden Korkuyorlar. Bu arada çağdaş bir afiş ustası Fahrettin Engin Erdoğan da Viyana’da açtığı afiş sergisi ile dergide; Onur Öztürk ile Dilek Yalçın’a konuştu. Ankara’nın Avareleri Başkentin duvarlarını nasıl konuşturduğunu merak edenler ise Birkan Bulut’un söyleşisini okuyabilir…

Savaşın ve barış mücadelesinin sinemada nasıl yer aldığı değişik yazılarla işleniyor bu sayıda. Güzin Tekeşsavaş kadınlarını yazarken Seçil Toprak da savaşa çocukların gözüyle bakan yönetmenlerin filmlerini ele alıyor. M. Utku Şentürk’ün yazısı ise İran Sinemasında Kadınlık Halleri’ne bir göz atıyor.

Bu yılki Bienal’in konsepti “Anne Ben Barbar mıyım” sloganıyla belirlendi ve kamusal alandaki dönüşüme odaklandı. Bienal söylemini deşifre etmeye çalışan, bienal aracılığıyla kentsel dönüşümü meşrulaştırıldığını ve bunun için sanatın ve sanatçının kullanıldığını söyleyen Feyyaz Yaman, Niyazi Selçuk, Özcan Yaman ile yapılan bir forum da yer alıyor bu sayıda.

Kemal İnal’ın Popüler Kültür Dünyası’ndan Eleştirel Portreler bölümündeki yazısı Bir Carpe Diem Entelektüeli başlığını taşıyor ve Hürriyet’in ünlü yüzü Ertuğrul Özkök fenomenini tartışıyor.

Koray Karaermiş’in bu sayıdaki yazısı da modernliği sorguluyor. İstanbul Modern’deki sergiyi Evrensel Kültür okurları için gezdi ve izlenimlerini kaleme aldı.

Sınıf Çalışmaları Üzerine bu ayki not Murat Özveri’nin Türkiye’de Toplu İş Sözleşmesi Yetki Sistemi ve Sendikasızlaştırma adlı kitabına Onur Bakır tarafından düşüldü…

İZAFİ Dergisi 9. Sayı (Helin KÜÇÜK)


İzafi Dergisi son dönem Türk edebiyatının genç yazarlarını ele almaya devam ediyor: Derginin yeni sayısında Aslı Erdoğan dosyası hazırlandı.

Dergi 9. sayısında Oğuz Atay’ın ilk defa ortaokulda yazmış olduğu Yolculuk adlı metni ile sayfalarını okuyucusuyla buluşturuyor. Dergide Rus yazar Danııl Kharms’ın Bilge İhtiyarın Anıları, Yunan yazar Antonis Samarakis’in Nehir, Bora Abdo’nun Ben Gizlidir, Figen Alkaç’ın Israrı Kanadında, Sultan Komut’un Sayıklamalar-Bir, Hasan Uygun’un Kelebek, Çiğdem Aldatmaz’ın Şu Gelen Süleyman Olabilir mi? öyküleri yer alıyor.

Derginin bu sayıdaki şairleri: Hüseyin Kıran; Küstah Hayvan Tavrıyla, Mehmet Said Aydın; Taş, Ümit Erdem; Bazıncı Kişi Zamirleridir, Baran Çaçan; Aşağda, Bekir Türker; Korkma Plastik, Emrah Tahiroğlu; Cansız Atlar Kalır Geriye, Nihat Abay; Dar, Necmettin Topçu; İsmi Anılmayan Çiçek, Orkun Destici; Bana da Bir Şey Sen Anlat, Yeşim Özsoy; Kalp Saati. Ve son olarak Yavuz Acun; Dilê Gerok Kürtçe şiiriyle dergide yer alıyor.

AMARGİ Dergisi 28. Sayı (Helin KÜÇÜK)

Üç ayda bir çıkan Feminist Dergi Amargi 28nci sayısıyla birlikte 7nci yılını tamamlıyor. Bu yedi yıl içinde yalnızca okur desteği ile yayımlanan dergi destekçilerini “başımıza gelmeyen kalmadı” serzenişi ile selamlıyor ki haksız da değiller. Kurucu editör Pınar Selek’in artık devletin Selek için güttüğü bir kin davasına dönüşen sürece değinen dergi bu adalet arayışından yorulduklarını düşünenlere tekrar hatırlatıyor; “Davanın takipçisiyiz. Sadece mahkemenin değil, Pınar’ın Davası’nın da.”

Bu sayının dosya konusu ise “Hayatın Dönüşümü 2-Popüler Kültür”. Editör, hazırladıkları dosyanın içeriğini şöyle ifade ediyor; “Bir tür Anjelique dizisi gibi tasarladığımız “hayatın dönüşümü dizisi, neoliberal dönemin gündelik hayatımızdaki tezahürlerini araştırmayı amaçlıyor. Popüler kültür, herhalde bu amacın ilk akla gelecek mecralarından biri……Popüler kültür ürünleriyle fazla sıkıfıkı ilişkiler kuran (Aksu Bora), hayranlık ilişkisi geliştiren (Serap Kurt,Merla Akbaş), onunla eğlenen (Didem Türe, Elif Key) yazılar kadar, bu eğlenme halinin kendisine duyduğu şüpheyi öne çıkaranlar (Nazlı Ökten), “popüler kültür”ün “yüksek kültür” karşısında konumlandırılmasına itiraz edenler (Emine Ayhan) var okuyacağınız yazılar arasında.”

Dosya yazılarının arasında aynı zamanda kadın gündemini takip eden ve “ kadın kelimesinin neredeyse öcüyle bir tutulduğu bu günlerde, “üç harfliler” tabirinden hareketle kız, kadın, bayan, hanımefendi ayrımından bunalan bütün yorgun ruhlar” adına kendilerine 5Harfliler ismini yakıştıran feminist 5Harfliler sitesinin yazarları da “Hayatın Dönüşümü” dizisine katkı sunuyorlar.

Dosya yazılarının yanı sıra Zeynep Ceren Eren ve Meral Akbaş’ın hazırladığı “Bunları Yaşadık” bölümünde TSK Disiplin Kanunu ile yasalaşan eşcinsel ilişkinin “suç” olarak kabul ettiği kanun, Van Kadın Derneği’nin “Köy, Köy Geziyoruz, Güçleniyoruz” projesi, Mor çatı’nın 26-27 Ocak’ta geçrekleştirdiği ve değişim sürecinde alternatif olarak getirilen ŞÖNİM/KOZA’larla ilgili gerçekleştirdiği çalıştay gibi Kadın gündemine dair bir çok haber ve gelişmeyi bizlerle paylaşıyor.